Bülent Arınç'ın gözünden AKP'nin 25 yılı: 'Sistemi düzeltin, ehliyete, liyakate, istişareye önem verin'

- Yazan, Mahmut Hamsici-Osman Kaytazoğlu
- Bildirdiği yer, Ankara
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 15 dk
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) kurucularından Bülent Arınç, 2015'ten bu yana aktif siyaset içinde değil.
Bununla birlikte siyasi çıkışları sürekli tartışma konusu oluyor.
Kendisi, AKP içinde 1 Mart 2003'teki Irak tezkeresinden Gezi Parkı eylemlerine kadar çeşitli olaylarda zaman zaman farklı tutum almış bir siyasetçi.
Dolayısıyla son dönem partisini eleştirmesi de şaşırtıcı karşılanmıyor.
Ancak Arınç, benzer eleştirileri yapanların aksine "Burası bizim yuvamız" dediği AKP'yi savunuyor, ayrılmayı doğru bulmuyor ve herkesi partiye davet ediyor.
Ankara Hamamönü'ndeki ofisinde görüştüğümüz Arınç ile Fazilet Partisi'ndeki (FP) Yenilikçiler-Gelenekçiler kopuşundan bugüne, iktidar partisinin serüveni üzerine konuştuk.
'Gerçek laiklik bu değildi'
Arınç, siyasete gençlik yıllarında, Milli Görüş hareketinin ilk siyasi partisi Milli Nizam Partisi'nde (MNP) başladı.
Kendisinin de Recep Tayyip Erdoğan dahil arkadaşlarının da siyasete girmesinde, "Hoca" olarak andığı Necmettin Erbakan'ın katkısı olduğunu söylüyor.
Parti politikalarının belirlenme sürecini "Erbakan Hoca istişare ederdi ama kararı bizzat kendisi verirdi" sözleriyle hatırlıyor.
Arınç'ın sonraki durakları Milli Selamet Partisi (MSP), Refah Partisi (RP) ve Fazilet Partisi (FP) oldu.
Bu partiler laikliğe aykırı eylemlerle suçlanmış ve kapatılmış partiler.
Arınç ise AKP öncesindeki yıllarını anlatırken hiçbir zaman laiklik karşıtı olmadıklarını söylüyor:
"Gerçek laiklik bu değil. Türkiye'de adeta din düşmanlığı haline gelmiş, Bizantist bir laiklik anlayışı var. Oysa mesela İngiltere'deki Anglo Sakson anlayış, laiklik konusunda bizim çok arzu ettiğimiz bir anlayıştır."
Anglo Sakson tarzı laiklik, bazı kesimler tarafından din özgürlüğünü kısıtladığı öne sürülen Fransız modelinden farklı olarak daha özgürlükçü bir model olarak yorumlanıyor.

Kaynak, Ergun CAGATAY/Gamma-Rapho via Getty Images
FP'nin kapatılma sürecinde parti içinde Yenilikçi ve Gelenekçi olarak iki kanat ortaya çıktı.
Arınç, Yenilikçi kanatta yer aldı.
Yenilikçiler kongrede kendi adaylarını göstermek istedi:
"Dedik ki Kongrede genel başkanlığa biz de adayız.
"Öne çıkan üç isim vardı. Abdüllatif Şener, ben ve Abdullah Gül.
"Arkadaşlarla toplandık. 'Kim olacaksa biz onun arkasındayız' dediler. Abdüllatif Bey çekildi. Ben de Abdullah Bey lehine çekildim."
Kongreyi 112 oy farkla kaybeden Yenilikçiler, FP kapatılınca yeni parti için kolları sıvadı.
'Türkiye için bir yenilik'
Arınç, AKP'nin kuruluşundaki önde gelen isimleri sıralarken dört kişiden bahsediyor:
"Esas kurucu bilinen isimler, ben, Abdullah Bey, şüphesiz Tayyip Bey ve Abdüllatif Şener'di. Ben kürsüleri çok kullanan bir insandım. Konuşmaları ben yapıyordum.
"Abdullah Bey ve Abdüllatif Bey bakanlık yapmıştı. Tayyip Bey de bir efsane belediye başkanı olarak aramıza katılmıştı.
"Ve biz o günlerde bu inançla adı da amblemi de çok güzel olan, Türkiye için bir yenilik olan AK Parti'yi kurmuş olduk."

Kaynak, Staton R. Winter/Getty Images
'Muhafazakâr demokrat bir parti olduk ama Milli Görüş bizim için bir idealdi'
Bu dönemde "muhafazakâr demokrat" kimliğini seçtiklerini söylüyor Arınç ve bunu şöyle nitelendiriyor:
"Muhafazakâr; ister Avrupai tarzda konvansiyonel parti olsun, isterse bizim anladığımız tarzda değerlere sahip ve onlara saygılı ve onları içselleştiren bir parti olsun. İkincisi de demokratik, çoğulcu ve katılımcı.
"Bu sırada Sayın Tayyip Erdoğan 'Biz Milli Görüş kimliğini çıkardık' sözünü söyledi. Kendine göre haklıdır.
"Biz muhafazakâr demokrat bir parti olduk. Ama Milli Görüş bizim için bir idealdi.
"Yani önce ahlâk ve maneviyat, sonra Türkiye'nin sanayileşmesi ve kalkınması. Bütün bunlardan da vazgeçemeyiz ama parti kimliğimizi değiştirdik."

Kaynak, Alex Wong/Getty Images
Arınç, yüksek oy oranlarına bu kimlikle ulaştıklarını savunuyor:
"O oyun içerisinde Avrupa Birliği taraftarları, Türkler, Kürtler, Sünniler, Aleviler, liberaller, sosyal demokratlar, Yetmez ama evet diyenlerin hepsi vardır. Milli Görüş'ün oyları orada yüzde 20'yi geçmez. Bu muhteşem bir şeydir."

Kaynak, MUSTAFA OZER/AFP via Getty Images
'Vatan hainliğiydi Avrupa Birliği, biz onu yıktık'
Milli Görüş'ten en büyük farklarının Avrupa Birliği'ne taraftarlık olduğunu vurguluyor Arınç:
"Bizim için Avrupa ailesine dahil olmak o zamanlar Milli Görüş'te çok yanlış bir düşünceydi. Vatan hainliğiydi Avrupa Birliği. Biz onu yıktık."

Kaynak, MUSTAFA OZER/AFP via Getty Images
Daha en başta Batı ile temas halinde olduklarının altını çiziyor:
"Tayyip Bey daha genel başkan bile olmamıştı, partiyi kurduktan sonra Amerika'ya da Avrupa'ya da gitti. 'Biz dinci bir parti değiliz arkadaşlar. Biz Batı yanlısı bir partiyiz. Batı'nın sistemine talibiz. Batı'nın özelliklerini istiyoruz' [dedi].
"Kendine inandırdı ve bunun en doğal ve somut sonucu olarak... Avrupa bizi kabul etti ve [AB] 2005'te bize müzakere tarihi verdi."
'Tayyip Bey'in başbakanlık dönemi muhteşemdir'
Arınç AKP'nin iktidarını temel olarak iki döneme ayırıyor.
Kabaca 2013'lere kadar getirdiği birinci dönemi şu sözlerle anlatıyor:
"Tayyip Bey'in başbakanlık dönemi muhteşemdir. Halk fakir ve yoksuldu ve devlet ona hizmet edemiyordu.

Kaynak, Scott Peterson/Getty Images
"Ben SSK hastanelerinin ne halde olduğunu biliyorum. Sağlık diye hizmet bir şey yoktu. Elhamdülillah pırıl pırıl hastaneler oldu. Özel hastaneler oldu. Şehir hastanelerini kurduk. Bunları başbakan yaptı. Şüphesiz Bakanlar Kurulundaki diğer arkadaşlar yaptı.
"Recep Bey'in [Akdağ] Sağlık Bakanlığı dönemi, Binali Bey'in [Yıldırım] Ulaştırma Bakanlığı dönemi, bir Enerji Bakanlığı dönemi, Tarım Bakanlığı dönemi hepsi tek başına pırlanta gibi insanlardı ve çok güzel işler yaptılar."
Bu dönemde AB standartlarına uyum konusunda da yol alındığını söylüyor:
"Bir taraftan Maastricht kriterleri, bir taraftan Kopenhag kriterleri bizim vazgeçilmezlerimiz oldu. Çünkü darbelerle karşılaşan bizdik. Fanatik bir düşünceyle yok edilen bizdik. O yüzden bizim Avrupa Birliği standartlarında bir hukuk ve demokrasi anlayışına sahip olmamız lazım. 2013'e kadar bu yükselme devam etti."
2018 itibariyle Türkiye'nin AB ile üyelik müzakereleri fiilen durdu. İki taraf duraklamadan birbirini sorumlu tutuyor.
'2013'ten sonra bazı olaylar partiyi nispeten düşüşe geçirdi'
Arınç, "2013'ten sonra içeride karşılaştığımız bazı olaylar maalesef partiyi önce durağanlaştırdı. Ondan sonra da nispeten düşüşe geçirdi" tespitini yapıyor.
İlk dönemi bitiren olayları kendi ağzından "FETÖ olayları, Suriye'de gelişen olaylar ve 15 Temmuz" olarak sıralıyor.
Çözüm sürecinin çökmesi ve Gezi Parkı eylemlerini de bunlara dahil ediyor.
Bütün bunların "hükümetin dengesini bozduğunu" savunuyor.
Ergenekon davası: 'Biz hiçbir zaman hoş karşılamadık'
Arınç, Gülen yapılanmasından bahsederken Ergenekon gibi tartışmalı davalara da değiniyor:
"Ergenekon olaylarında yine bu FETÖ'cü diye bilinen, yani o tarihte değil belki ama ondan sonra her biri ya yurtdışına gitti ya kaçtı gitti, bunlar da Türkiye'nin Genelkurmay Başkanını bile içeri atacak düzeyde, hatta yüz üç tane generali veya albayı tutuklamaya karar verecek düzeyde gözleri kanlanmış insanlar.
"Ben MGK toplantılarına katılan bir insanım. Her defasında 'Nedir bu rezalet? Nedir bu alçaklık?' diye feryat ettiğimiz zamanları hatırlarım. Bunun da en çok üzülenlerden birisi Abdullah Bey ve Tayyip Bey'di. Çünkü genelkurmayla karşı karşıyaydı."

Kaynak, POOL/AFP via Getty Images
O dönem hükümetin bu davaları savunduğunu hatırlattığımızda ise bunu reddediyor. "Kesinlikle, kesinlikle [hayır]" dedikten sonra şunları ekliyor:
"Ergenekon olaylarının hakimi savcısı falan diye siyasette çok tartışması oldu. Belki Tayyip Bey'in bu konuda ileri noktada sözleri geçmiş olabilir.
"O zaman Taraf gazetesinde çıkan pek çok bilgi, belge vardı. Şu toplantıyı yaptılar, şunu yaptılar, böyle bir senaryo uyguladılar, böyle bilmem ne yaptılar.
"Anlıyoruz ki AK Parti iktidarına karşı da birileri işgüzarlık yapıyor. Bu iktidarı nasıl alaşağı ederiz diyerek bir cunta faaliyetini düşünüyor.
"Onlarla ilgili işlem yapılmasına kimse bir şey demez. Ama bunun yanına başka malzemeler getirilmesini biz hiçbir zaman hoş karşılamadık."
Dönemin Başbakanı Erdoğan, muhalefetin eleştirilerine karşı 2008'de Ergenekon davası için "Ben bu davanın savcısıyım" derken 2015'te ise "Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı" diye konuşmuştu.
Ergenekon davasında aralarında Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un da olduğu birçok üst düzey asker müebbet cezası aldı. Bu cezaların pek çoğu daha sonra bozuldu.
'15 Temmuz kulağımıza gelmedi'
Arınç, darbe girişimi faaliyetleriyle ilgili olarak ise bunun kulaklarına gelmediğini savunuyor:
"Diyelim ki şimdi bu 17-25 [Aralık], onun öncesinde MİT Müsteşarlığı ile ilgili konular, onun öncesinde bazı kulağımıza gelen olaylar vesaire. Ama daha sonrasındaki 15 Temmuz alçak hain darbe girişimi hiçbir zaman kulağımızın içine de gelmedi, aklımızdan da geçmedi."
Arınç'ın bahsettiği MİT olayı, dönemin MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın Gülen yapılanmasında olduğu iddia edilen savcılar tarafından 7 Şubat 2012'de ifadeye çağrılmasıydı.
Türkiye'de bazı kesimler hükümetin 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önceden haberdar olduğunu ancak durdurmadığını öne sürüyor.
15 Temmuz sonrasındaki yargılamalarda mahkemeler, girişimin arkasında Fethullah Gülen yapılanması olduğuna hükmetti.
Türkiye'de sadece iktidar değil muhalif çevreler de bu yapılanmayı suçluyor.
Oluşumun önde gelen isimleri ise suçlamaları reddediyor.
Türkiye'de darbe girişimini savunan hiçbir siyasi kesim yok. Ancak muhalefet, hükümetin uzun yıllar Gülen yapılanması ile yakın ilişki içinde olduğunu hatırlatıyor.
'Tayyip Bey kendisi ve ailesi hakkında iftiralara karşı tedbir alma ihtiyacı hissetti, bu çalkantıya yol açtı'
Arınç, 17-25 Aralık süreci ve 15 Temmuz darbe girişimini anlatırken, "Başbakan Tayyip Bey kendisi ve ailesi hakkında bu iftiralar, bu kötülüklere karşı tedbir alma [ihtiyacı] hissetti. Bu içeride bir çalkantıya yol açtı" yorumunu yapıyor.
17-25 Aralık 2013'te aralarında dört bakanın olduğu kamu görevlilerine yönelik rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları başlatılmış, hükümet bunu Gülen yapılanmasının "darbe teşebbüsü" olarak tanımlamıştı.
Bu süreçte Erdoğan ailesinin bazı üyelerine ait olduğu öne sürülen ses kayıtları da internette yayınlanmıştı.
'Gezi olayları sayın başbakanımız için travma oldu'
Arınç sorumuz üzerine 2013'teki Gezi Parkı protestolarının da AKP'nin birinci dönemini bitiren olaylardan olduğunu belirtiyor ve protestoların Erdoğan üzerinde büyük bir etki yarattığı yorumunu yapıyor:
"Bu tabii sayın başbakanımız için bir travma oldu. Gezi olaylarını bir kalkışma olarak nitelendirdi ki son tarafıyla gerçekten bir kalkışmadır. Türkiye'nin dengesini bozdu."

Kaynak, Getty Images
Protestolarla ilgili kendi yorumunu yaparken ise "İşin başıyla sonradan aldığı şekli ayrı değerlendirmek lazım" diyor ve devam ediyor:
"Orada iyi insanlar vardı. Bunların hiçbirisinin hükümetle siyasi bir problemi de yoktu.
"Gezi Parkı diye bilinen yerde bir bina yapılması düşünülmüş. Üniversite öğrencileri ve entelektüel insanlar 'Burası İstanbul'un akciğeri olarak kalsın, başka bir yerimiz de yok' diye birkaç eylem yaptılar.
"Bu eylemler sertlikle bastırılmak istendi. Sertlik olunca başka olaylarda da olduğu gibi radikal örgütler devreye giriyor."
'Bir kaptanın becerisi sakin sularda gemisini yüzdürmekle ilgili olmaz'
"Birinci dönemdeki yükseliş trendimiz ikinci dönemde devam etmedi" diyor Arınç.
"Mutlaka sebepleri var" dedikten sonra "Ama" diye başlayıp devam ediyor:
"Bir kaptanın bilgisi ve becerisi sakin sularda gemisini yüzdürmekle ilgili olmaz. Fırtınalı, boralı, tayfunlu havalarda gemiyi sahili selamete çıkarmakla olur.
"Yani bu konuda da elbette bu kadar kötülüğe, bu kadar yanlışlığa, bu kadar hükümeti sarsan olaylara rağmen gene o yükseliş trendimiz onlardan bir yeni imkan ve fırsat çıkararak devam edebilirdi.
"Bu, partinin kendi içerisinde yeni bir reform hareketiyle, aynı ilkelere bağlı olarak ama farklı insanlarla farklı kadrolarla devam edebilirdi.
"Bunu ben kendime göre yapardım ama başbakanımız 2014'te zaten cumhurbaşkanı oldu. Birkaç sene sonra da sistem değişti."

Kaynak, Elif Kizil/Anadolu Agency/Getty Images
Erdoğan'ın ardından başbakanlığı devralan Ahmet Davutoğlu 2016 yılında istifa etmiş, yerine Binali Yıldırım gelmişti.
2017 anayasa referandumunda ise cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kabul edilmişti.
'Bana herhalde zor tahammül ettiler'
Arınç, 2015'ten bu yana aktif siyasette değil.
2019'da Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu'na girdi, yaklaşık bir buçuk yıl sonra ise istifa etti.
Bu süreci gülerek "Bana herhalde zor tahammül ettiler. Ben oradan ayrıldım. Ayrıldığımla da çok iyi ettim. Şimdi eski meclis başkanları orada ne yaptıklarını kendileri daha iyi bilirler" sözleriyle anlatıyor.

Kaynak, Mustafa Kamacı/Anadolu Ajansı/Getty Images
Arınç cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine de bazı eleştiriler yöneltiyor:
"Yani bunu kendileriyle de zaman zaman konuşuyoruz. Onlar da farklı değil. Mesela Fuat Oktay Bey cumhurbaşkanı yardımcısıyken sistemin aksayan yönlerini ortaya koyan bir rapor da hazırlamıştı."
"Özel olarak kendisine [Erdoğan'a] verildiğini biliyorum. O da bazı şeylerin farkındadır."
'Sistemi düzeltin, ehliyete, liyakate, istişareye önem verin'
Arınç, Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin revize edilmesi gerektiği görüşünde:
"Şu anda cumhurbaşkanımız her şeyi yapabilecek güçte ve kudrette. Ama Amerika'da mesela [başkan] bir büyükelçi atamasını bile Senato'dan geçirmek zorunda.
"Bizde çok iyi atamalar da var. Belki çok yanlış kararlar da var. En son Bilgi Üniversitesi'ni kapatıyorsun, üç gün sonra açıyorsun. Elli tane kararname çıkacak, 55 tane onu düzelten kararname çıkacak. Sistemi düzeltin, ehliyete, liyakate, istişareye önem verin, iyice araştırın."
"Bu sistemin en büyük zaaflarından birisi bakanlıklardaki müsteşarlıkları kaldırmasıdır" diyen Arınç, müsteşarlıkları "bakanlıkların hafızası" olarak değerlendiriyor.
Arınç, hukuk alanında da eleştiriler dillendiriyor ve Anayasa Mahkemesi (AYM) ve de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması gerektiğini belirtiyor.
'Bugünkü sisteme CHP hiç itiraz etmesin'
Arınç cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini yorumlarken 2007 yılındaki "367 milletvekili" krizini hatırlatıyor.
2007 yılında mecliste yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP'nin adayı Abdullah Gül idi.
CHP, seçim için salonda 367 milletvekilinin bulunmadığını söyleyerek oturumun iptali için AYM'ye başvurdu.
Aynı gün Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra "e-muhtıra" olarak anılacak bir açıklama yayınlayarak cumhurbaşkanlığı seçiminde laikliğin tartışılmasını "endişeyle izlediğini" belirtti.
Arınç, o günleri hatırlatarak "CHP buna [367 milletvekili iddiasına] sarıldı. CHP'nin en büyük kabahati bu. Bugünkü sistemden CHP hiç itiraz etmesin. Çünkü o gün mecliste cumhurbaşkanını seçseydik bu sistem gelmeyecekti" diyor.
AYM 1 Mayıs'ta verdiği kararla meclisteki birinci tur oylamayı iptal etti.
Haziran ayında genel seçimlerin tekrarlanmasının ardından Gül, mecliste cumhurbaşkanı seçildi.

Kaynak, Aykut Unlupinar/Anadolu Agency/Getty Images
Geçtiğimiz günlerde Yeni Parti lideri Özgür Özel'le de görüşen Arınç, "CHP'nin içinde bulunduğu durum" hakkında siyasi yorum yapmanın doğru olmadığını söylüyor.
Ama Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum'u son CHP yorumları nedeniyle sert bir dille eleştiriyor.
Uçum bu açıklamasında Yeni Parti'nin kurulmasını değerlendirmiş ve "CHP bu ayrışma ile esasında önlerine koydukları arınma perspektifine uygun bir temizlenme sürecine girmiş oldu" demişti.
'Bizim Şangay'la mangayla ne işimiz var?'
Arınç'ın partisine önerilerinden biri de Avrupa Birliği ile ilişkileri tekrar canlandırmak.
"Avrupa Birliği hedefi bize bütün dünyada bir itibar sağladı" diyen Arınç, "Şu anda bizden daha çok Avrupa Birliği'nin de bize ihtiyacı var" diye ekliyor.
Avrasya tartışmalarına da tepki gösteriyor:
"Bizim Şangay ile mangayla bilmem neyle ne işimiz olabilir? Ne tarihte olmuş ne bundan sonra olabilir.
"Rusya ile Çin ile ilişkilerimiz olsun ama onların içinde bulunduğu paktlara bizim girmemize gerek yok. Bu eksen değişikliği olarak da anlaşılıyor."
Şanghay İşbirliği Örgütü 1996 yılında Rusya, Çin, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan tarafından kuruldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2024 yılında Türkiye'nin hedefinin gruba daimi üye olarak katılması olduğunu söylemişti.
Ancak şimdiye kadar bu yönde somut bir gelişme olmadı.
'Son zamanlarda en çok üzüldüğüm şey kul hakkının çiğnenmesidir'
Arınç "Son zamanlarda benim en çok üzüldüğüm şey kul hakkının çiğnenmesidir" diyor ve "helalleşme" çağrısı yapıyor.
"Üzerimizde çok kul hakkı taşıyoruz" diyor ve şunları ekliyor:
"Ben her topluma girdiğimde 'Bende hakkı olduğunu düşünen varsa lütfen söylesin helalleşelim' diyorum. Ama yönetim noktasında bir insan, bu maliye bakanı olur, bir başbakan olur, bir cumhurbaşkanı olur yerine göre aldığı bir yanlış kararla milyonların kul hakkına girmişse o çok kötü.
"Şimdi [Kur Korumalı Mevduat] KKM diye bir şey oldu. Bu KKM sebebiyle acaba 86 milyonun 60 milyonu zarar görmüş müdür? Birisi 'Görmüştür' diyebilir.
"O zaman yapacağın şey hemen bunu düzeltmek. 'Yanlışları gördüm, düzeltiyorum. Düzelttiğim zaman da bana hakkınızı helal edin' demek. Bunu yaparsak bu millet bağışlayıcıdır, affedicidir."
Arınç'ın bahsettiği KKM, 2021'de Türk lirası mevduatlarını döviz kurundaki artışa karşı koruma amacıyla getirilen, muhalefetin bütçeye yük olmakla eleştirdiği bir sistemdi. 2023'te sonlandırıldı.
'İstişare ettiğimiz hallerden çok uzaklaştık'
Arınç, partinin ilk dönemine referansla, "O günkü birlikte karar almak veya kolektif akıl dediğimiz en azından çok önemli konuları istişare ettiğimiz hallerden çok uzaklaştık" diyor ve ekliyor:
"Bu işin doğasında var mı? Bilmiyorum. Yani tek adamlık veya bize özgü bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi mi bunu gerektiriyor?
"Bu kadar yoğun mesaisini sayın cumhurbaşkanımız bilerek ve isteyerek mi karşılıyor? Ondan emin değilim. Yani bir insan keşke yetki ve sorumluluk vererek işleri taksim etse."

Kaynak, ADEM ALTAN/AFP via Getty Images
'Hiçbir zaman muhalif olmayacağım ama eleştiri hakkımı kullanacağım'
Arınç, bütün eleştirilerine karşın iktidar partisinden ayrılmayı doğru bulmuyor.
Bu yöndeki çağrılara "AK Parti'yi biz kurduk. Bu evin sahibi biziz. Bu evin karşısına geçip de bu evi yıkmaya çalışmayı ben kendi karakterime yediremem" cevabını veriyor.
Ama Arınç eleştirmenin hakkı olduğunu da savunuyor:
"AK Parti'de kalacağım ama bana Allah bir hak vermiş, siyaset bir hak vermiş. İslami ölçülerde eleştiri yapmak çok teşvik edilir.
"Hiçbir zaman muhalif olmayacağım ama eleştiri hakkımı da sonuna kadar kullanacağım. Bu nasıl mümkün? Benim yaptığım gibi mümkün."
'Kibariye'nin ne işi var burada?'
Arınç'ın partisine önerisi "ilkelere dönmek":
"İlkelerimize geri döneceğiz. Tek yapacağımız şey bu. Tekrar, baştan beri bizimle birlikte olan herkesi kucaklayacağız. Herkese değer vereceğiz."
Son dönemdeki kuruluş yıldönümü etkinliklerini de eleştiriyor:
"Müzik var mesela. Tamam, seviyeli müziğe eyvallah. Ama Kibariye'nin ne işi var burada? Aşağılamak için söylemiyorum.
"Cumhurbaşkanının gözünün içine bakıyor, 'Ah diyor, ikimiz de malı götürdük' diyor. Cumhurbaşkanına karşı bu söylenir mi?"
Kibariye partinin 2023 yılındaki kutlamalarında sahne almıştı.

Kaynak, ADEM ALTAN/AFP/Getty Images
'Yola beraber çıktıklarınızı unutmayacaksınız'
Arınç, bu etkinliklerde sadece Erdoğan'ın öne çıkarılmasına da tepkili:
"Bir de öyle videolar hazırlıyorlar ki... O videolarda baştan itibaren sadece Tayyip Bey var. Tarihi tersine çeviremezsiniz kardeşim. Orada ben de varım. Orada Abdullah Bey de var. Orada yeri gelmiş Ali Babacan da var.
"O zaman vardı bu insanlar. Bu insanlara bakarak AK Parti'yi iktidara getirdiler. Biz birbirimizi tamamladık. Eşitler vardı ama eşitler arasında birinci Tayyip Bey vardı. Kaç defa söyledim bunu? Hiçbir şey değiştirmediler.
"Siz bir bütünleşmeyi sağlayacaksanız, yola beraber çıktıklarınızı unutmayacaksınız. Çünkü yolda beraber olduklarınız veya yolda bulduklarınızın büyük bir kısmı sizi gayet duygusal sebeplerle seviyor. O duygusal sebeplerde bir azalma olursa hepsi çil yavrusu gibi gider, sel gider, kum kalır, biz kalırız."

Erdoğan'dan sonra nasıl bir aday?
Arınç, 26-28 Haziran'da AKP'nin Sapanca'daki 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'na katıldı ve burada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile baş başa görüştü.
Görüşmenin içeriğini sorduğumuzda "Çok özel konuşmalarda karşımızdaki muhatap bir şey söylemedikçe benim bir şey söylemem doğru olmaz" diyor.
Erdoğan'ın bir daha aday olmaması durumunda yeni cumhurbaşkanı adayının nasıl biri olabileceğini sorduğumuz Arınç, isim tartışmasına girmeden şu cevabı veriyor:
"Ben şöyle düşünüyorum, o [Erdoğan] da tahmin ediyorum böyle düşünür. Diyelim ki X diye bir insan. Bunun adaylığını koyması siyaseten doğru mu? Çok iyi insanlar vardır ama siyasette karşılığı yoktur. Buna da bakmak lazım.
"İkincisi tamam adaylığını koyduk, bu ortamda kazanabilir mi? Kazanabilirse üçüncü olarak şu ihtimale bakalım. Tamam kazandı da diyelim. Ne yapacak ülke için? Nasıl bir düşüncesi var, nasıl bir tasavvuru var?
"Bu üçünde de artı oy almış birisini mutlaka aday gösterir diye düşünüyorum. Ve benim gönlümden geçen de yani aynen 2007'de yaptığı gibi kardeşim filandır diyebilmesi."
Erdoğan, 24 Nisan 2007 tarihinde cumhurbaşkanı adaylarının Abdullah Gül olduğunu, "Adayımız Abdullah Gül kardeşim" sözleriyle açıklamıştı.
'Hayatımın en doğru işini yaptım'
Arınç, 25 yılı kabaca gözden geçirdiğimiz söyleşinin sonunda şu cümleleri kuruyor:
"AK Parti'yi kurmakla, AK Parti de görev almakla, AK Parti'yi savunmakla, beğenmekle hayatımın en doğru işini yaptım. Biz 10 senede 60 yılda yapılamayanları yaptık.
"Ondan sonra İbn-i Haldun'a bakarsanız, devletlerin başına da böyle şeyler geliyor. Devrimleri yapan ülkelerde de böyle şeyler oluyor. Yani belki birbirlerine düşmek, gerilemek, duraklamak, olaylar sebebiyle yanlış istikametlere gidebilmek.
"Bütün bunlar yaşanır, bir toplum hayatında yaşanabilir ama biz kendi içimizden yeniden doğarız."







