15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye'de neler değişti?

Kaynak, BBC/ Osman Kaytazoglu
- Yazan, BBC Türkçe
- Bildirdiği yer, İstanbul
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 8 dk
15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye, yakın tarihinin en uzun gecelerinden birini yaşadı.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu bir grup asker yönetimi ele geçirmeye teşebbüs etti.
İstanbul'da tanklar köprüleri kapattı, Ankara'da meclis binası bombalandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın halkı sokağa çağırmasının ardından yaşanan olaylarda 184'ü sivil olmak üzere toplam 253 kişi hayatını kaybetti. Darbeci askerlerden de 34'ü öldü.
Sokaklara çıkan milyonlarca kişinin, askerin içinde direnen unsurların ve polisin işbirliği ile girişim 16 Temmuz'un erken saatlerinde bastırıldı.
Sonraki süreç ise Türkiye'nin özellikle siyasi hayatında, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş de dahil köklü değişiklikleri beraberinde getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan olayın altıncı yıl dönümünde yaptığı konuşmada şunları söyleyecekti:
"Bu tür hadiseler, milletlerin tarihinde yeni bir atılımın, yeni bir yükselişin, yeni bir dönemin işaretleri olarak yerini alır. Hamdolsun biz de 15 Temmuz'u işte böyle bir nirengi noktası haline dönüştürmeyi başardık."

Kaynak, OZAN KOSE/AFP /Getty Images
15 Temmuz sonrasındaki yargılamalarda mahkemeler, girişimin arkasında Fethullah Gülen yapılanması olduğuna hükmetti.
Türkiye'de sadece iktidar değil muhalif çevreler de bu yapılanmayı suçluyor.
Oluşumun önde gelen isimleri ise suçlamaları reddediyor.
Türkiye'de darbe girişimini savunan hiçbir siyasi kesim yok.
Ancak sonrasında yaşanan değişimlere dair önemli yorum farkları bulunuyor.
Bir kesim atılan adımları Türkiye'nin "bekası" ve demokrasinin sağlamlaşması açısından olumlu yorumlarken diğerleri, hükümetin bu olayı kullanarak ülkeyi otoriter bir yönelime soktuğunu savunuyor.
Peki 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında neler yaşandı ve Türkiye nasıl değişti?
Kamuda ihraçlar
Darbe girişiminin ardından 21 Temmuz'da olağanüstü hâl (OHAL) ilan edildi.
Yedi kez uzatılan OHAL 17 Temmuz 2018'de sona erdi.
Darbe girişimiyle ilgili 289 dava açıldı.
Bu davalarda darbeden sorumlu tutulan yaklaşık 5.000 kişi mahkum edildi, pek çoğu müebbet cezası aldı. Aralarında generaller ve amiraller de vardı.
Anadolu Ajansı'na göre darbe girişiminden bu yana Gülen oluşumuna yönelik "silahlı terör örgütüne üye olma" suçlamasıyla en az 720 bin kişi hakkında işlem yapıldı.
Bu kişilerden yaklaşık 127 bini hakkında mahkumiyet, 125 bini hakkında ise beraat kararı verildi.
373 bin 642 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına hükmedildi.
Binlerce kişi hakkında soruşturma ve yargılama süreci devam ediyor.

Kaynak, ADEM ALTAN/AFP via Getty Images)
OHAL sürecinde 36 kanun hükmünde kararname (KHK) yayımlandı.
Adalet Bakanlığı'na göre Gülen yapılanması ile bağlantılı olduğu söylenen yaklaşık 100 binden fazla kişi kamudan ihraç edildi.
İhraç edilenler arasında 4.000'den fazla hakim ve savcı da vardı. Bu Türkiye'deki tüm hakim ve savcıların hemen hemen üçte birine denk geliyordu.
Eğitim alanında birçok özel eğitim kurumunun yanı sıra yanı sıra çeşitli üniversiteler de KHK'larla kapatıldı.
Ancak muhalefete göre sadece Gülen yapılanması ile bağlantılı değil çok daha geniş kitlelere yönelik bir tasfiye süreci yaşandı.
Çeşitli siyasal görüşlerden, bazıları geçmişte Fethullah Gülen oluşumunu eleştirmiş sivil toplum örgütleri, basın kuruluşları ve şirketler kapatıldı ya da kayyum yönetimine geçti.

Kaynak, Pictures from History/Universal Images Group /Getty Images
Yapılanmanın öne gelen isimleri, faaliyetlerini ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa ülkelerine kaydırdı.
Fethullah Gülen 2024 yılında ABD'de öldü.
Muhalefet, Gülen yapılanmasıyla ilgili tasfiyelerin ardından aralarında Menzil Cemaati'nin de bulunduğu çeşitli dini yapılanmaların devlet içinde güçlendiğini öne sürüyor.
Hükümet yetkilileri ise bu iddiaları reddediyor.
Orduda yeniden yapılanma
Darbenin en somut sonuçlarından biri güvenlik bürokrasisisi ve ordunun yeniden yapılandırılması oldu.
TSK'nın üst düzey komuta kademesi büyük oranda değiştirildi.
Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı'na; Jandarma ve Sahil Güvenlik, İçişleri Bakanlığı'na bağlandı.
Harp Okulları kapatılarak Milli Savunma Üniversitesi kuruldu.
Askeri birliklerin şehir dışına taşınma süreci başladı.

Kaynak, Arif Akdogan/Anadolu Agency /Getty Images
Bu süreçte ordunun ülke siyasetindeki etkisi azaldı.
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuri Salık Türkiye'nin askeri darbeler geçmişini hatırlatarak "Türkiye'de ordu her zaman siyaset üzerinde bir vesayet mekanizması olarak varlığını devam ettirmiştir" diyor ve ekliyor:
"Modern Türkiye tarihinde halk ilk kez bir askeri müdahaleye aktif olarak direndi. O anlamda 15 Temmuz çok önemli bir kırılma, çok önemli bir dönüm noktasıdır.
"Ordu Türk siyasetini şekillendirme yeteneğini ve gücünü 15 Temmuz'dan sonra tamamen kaybetti. Bence değişen en önemli husus budur."
Başkanlık sistemine geçiş
Darbe sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan güçlü bir merkezi yönetim ihtiyacına daha sık vurgu yapmaya başladı.
16 Nisan 2017'de yapılan anayasa değişikliği referandumunda çıkan %51,41 evet oyuyla parlamenter sistem sona erdi, "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" adıyla formüle edilen başkanlık sistemine geçildi.
Ancak Türkiye'de bulunan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) uluslararası gözlem heyeti, anayasa değişikliği referandumunun "eşit olmayan şartlarda" gerçekleştiği sonucuna vardı.
Doç. Dr. Salık, "15 Temmuz'dan sonra iktidarın daha merkezileşmesi bağlamında bir büyük dönüşüm olduğu aşikar. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte Türkiye'de güçlü bir yürütme ortaya çıktı. Bürokraside çok köklü değişiklikler oldu. 50+1 sistemi geldi" diyor.
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğan Çetinkaya bunun cumhuriyet tarihi açısından "bir eşik" olduğunu düşünüyor:
"15 Temmuz'dan sonra yaşanan değişim, Cumhuriyet tarihi açısından parlamenter sistemden keyfiyetin ön planda olduğu ve kurumsal yapısı muğlak bir başkanlık rejimine geçişi kolaylaştırdı."

Kaynak, Kenzo Tribouillard/IP3/Corbis /Getty Images
Otoriterleşme tartışmaları
Türkiye'de muhalif kesimler, yeni sisteme otoriterleşme başta olmak üzere çeşitli eleştiriler getiriyor.
Bu süreçte sivil toplum örgütleri üzerinde artan baskıya, muhaliflerin tutuklanmasına, basın, ifade ve gösteri özgürlüğündeki gerilemelere atıfta bulunuyorlar.
Nitekim Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 163. sıraya geriledi.
ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House son raporunda "Cumhurbaşkanı Erdoğan son on yılda giderek daha otoriter hale geldi" yorumunu yaptı.
İktidar ise yeni sistemi istikrar, beka, güvenlik ve demokrasi gibi kavramlar üzerinden savunuyor.
Doç. Dr. Nuri Salık sistemin devletin darbe girişiminde karşı karşıya kaldığı "o muazzam varoluşsal tehdidi aşabilmek için bulduğu bir formül olarak" gördüğünü söylüyor:
"Yani bunu salt bir otoriterleşme olarak okumaktan ziyade devletin biraz daha kendisini koruma refleksinin bir uzantısı olduğunu düşünüyorum."
Doç. Dr. Doğan Çetinkaya ise "otoriter bir saray rejimi" kurulduğunu savunuyor:
"15 Temmuz sonrası Türkiye'nin siyasal ve idari yapısındaki kurumlar çözüldü ve özerkliklerini kaybettiler. Yargının ve yasamanın anlamlı bir güç olmaktan çıktıklarını gördük."

Kaynak, Muhammed Enes Yildirim/Anadolu Agency /Getty Images
Doç. Dr. Çetinkaya'ya göre iktidar 15 Temmuz'dan sonra kendi siyasi ve kültürel değerlerini topluma dayatmaya çalıştı:
"İktidarın hem meşruiyet zeminleri daraldı hem de kendini meşrulaştırma alanını kendi mahallesinin varsaydığı değerleri çerçevesinde tanımlamaya başladı. Bu da Türkiye'de kutuplaşma olarak okunan sonucu doğurdu.
"Aslında bu, varsayıldığı gibi farklı mahalleler arasında bir kutuplaşma değil. İktidarın varsaydığı ve inşa etmeye çalıştığı değerleri topluma dayatması."
Siyasette yeni dengeler
15 Temmuz'dan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasındaki yakınlaşma hızlandı.
Girişimden hemen sonra İstanbul Yenikapı'daki "Demokrasi ve Şehitler Mitingi", yeni dönemin siyasi atmosferinin de ipuçlarını veriyordu.
Geçmiş yıllarda Erdoğan'ı da başkanlık sistemi tartışmalarını da sert bir dille eleştiren MHP lideri Devlet Bahçeli, girişimden sonra "Türkiye'nin bekası" vurgusunu artırdı.
AKP ve MHP, 2018 seçimlerine Cumhur İttifakı'nı oluşturarak girdi.
Doç. Dr. Salık bu ortaklığı yorumlarken darbe sonrasında halk nezdinde "devletçi damarın güçlendiği" ve "devlete sahip çıkma duygusunun çok üst düzeylere çıktığı" yorumunu yapıyor.

Kaynak, Kayhan Ozer/Anadolu Agency/Getty Images
Bu süreçte aynı zamanda Kürt siyasi hareketinin meclisteki temsilcisi Halkların Demokratik Partisi'ne (HDP) yönelik baskı da arttı.
Dokunulmazlıklarının kaldırılması ardından, partinin eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da dahil ondan fazla milletvekili 2016'da tutuklandı.
Onlarca HDP'li belediyeye kayyum atandı.
Demirtaş, 2014 seçimlerinde aday olmuş ve oyların yaklaşık %10'unu almıştı. 2018'de ise seçimlere cezaevindeyken katıldı ve oyların %8,40'ını aldı.
Daha yakın dönemde benzer bir durum ana muhalefet partisi CHP'de yaşandı.
Mart 2025'te, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı.
Onlarca CHP belediyesine yolsuzluk soruşturmaları açıldı, bazılarına kayyum atandı.
CHP ve tutuklular iddiaları reddediyor, operasyonların siyasi olduğunu savunuyor.
Dış politikada değişim
15 Temmuz'dan sonra Türkiye'nin dış politikasının da dönüşümler oldu.
Sınır ötesinde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ve Halk Savunma Güçleri (YPG) örgütlerine yönelik kapsamlı askeri harekâtlar düzenlendi.
Doç. Dr. Salık, "15 Temmuz darbe girişiminden sonra güvenlikçi yaklaşım perçinlendi çünkü devleti koruma yaklaşımı ön plana çıktı" yorumunu yapıyor.
Türkiye aynı dönemde daha çok yönlü bir uluslararası politika takip etmeye başladı.
NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile ilişkilerini güçlendirdi.
2019 yılında Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alması, ABD ile ikili ilişkilerde kriz yarattı.
AB ile üyelik müzakereleri ise 2018'den bu yana fiilen dondurulmuş durumda.
Aradan geçen on yıla rağmen, hem 15 Temmuz'daki başarısız darbe girişimi hem de onu takip eden siyasi ve kurumsal değişiklikler Türkiye'de tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Ancak hemen hemen herkes şu konuda hemfikir: 15 Temmuz'dan sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2022 yılında yaptığı bir konuşmada şöyle demişti:
"Artık Türkiye tarihi demokrasimizin rüşdünü ispat etmesi ve milli iradenin gücünün tereddütsüz anlaşılması bakımından 15 Temmuz öncesi ve 15 Temmuz sonrası olarak iki dönem halinde incelenecektir."







