Fon krizinde yatırımcıların parası nasıl geri ödenebilir?

Kaynak, SPK
- Yazan, Fundanur Öztürk
- Unvan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, Ankara
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 7 dk
Türkiye'de 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine alınmasının ardından, bu fonlarda birikimi bulunan yüz binlerce yatırımcı parasına ne zaman ve ne ölçüde ulaşabileceğini merak ediyor.
Toplumun genelinde ise kamunun bu borcu yüklenip yüklenmeyeceği sorusu dile getiriliyor.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 23 Eylül açıklamasına göre, yedi portföy yönetim şirketinin bu fonlarında 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Ancak bu yatırımcı sayısının tamamının, kesinleşmiş bir zararı olduğu anlamına gelmiyor.
SPK tarafından açıklanan plan, fonların varlıklarının nakde çevrilip yatırımcılara dağıtılmasını öngörüyor.
İlgili fonların toplam varlığının 18 milyar dolara yaklaştığı hesaplanıyor.
Bunun yanında, manipülasyon iddialarıyla yürütülen ceza soruşturmalarında hesaplara ve mal varlıklarına da tedbir uygulanıyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında da ilgili kurumlar tasfiye ve ödeme görüşmeleri için 24 - 25 Eylül'de toplantılar yaptı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da 24 Eylül'de sorunun sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında yaşandığını, idari ve adli müdahalelerin sürdüğünü söyledi. Açıklamasında yatırımcılara yapılacak ödemeler için yeni bir tutar veya tarih vermedi.
BBC Türkçe'ye konuşan Av. Dr. Davut Gürses ve Ekonomist Güldem Atabay, süreci ve çözüm yolundaki ihtimalleri değerlendirdi.
Fonlarda kimin parası var ve tasfiye nasıl işleyecek?
Sermaye Piyasası Kurulu, ilk olarak 17 Eylül'de ilgili fonların tasfiye esaslarını belirledi.
Tasfiye sürecinde Tera Portföy'ün İş Bankası, diğer fonların Ziraat Bankası tarafından yönetileceğini belirtti.
Bir yatırımcı fon payı aldığında, parası fonun yatırım esaslarına göre hisse senedi, mevduat veya başka araçlarda değerlendiriliyor.
Bu varlıklar, portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığından ayrı tutuluyor.
Av. Dr. Davut Gürses, "Bunlar, şirketin mal varlığı değil" sözleriyle açıklıyor. Şirket yatırımcıların parasını yönetiyor; ancak varlıklar saklama kuruluşunda tutuluyor.
İlk aşamada yatırımcıların payları, hesapları ve gerçekleşmemiş emirleri karşılaştırılacak; ardından fonların borçları, alacakları ve giderleri belirlenecek.
SPK kararına göre ilk mutabakat için iki, borç ve alacak mutabakatı için kararı takip eden 10 iş günü öngörülüyor.
Gürses, ikinci aşamanın takvime göre 1 Ekim'de tamamlanması gerektiğini belirtiyor; ancak bu tarih, yatırımcılara ödeme yapılacağı anlamına gelmiyor.
Tasfiye süreci sırasında oluşacak giderler de fondan karşılanmaya devam edecek. Bu giderler de dağıtılabilecek tutarı etkiliyor.
Sonraki süreçte ise varlıkların nakde çevrilmesi öngörülüyor.
Gürses'e göre mevduat gibi araçlarla hisse senetlerinin paraya dönüşme süreleri farklı olabileceğinden, satışlarda piyasa koşulları önem taşıyor.
Hukukçu Gürses, "Bankaların görevi, belirlenen esaslar çerçevesinde tasfiyeyi yürütmek" diyerek açıklıyor.
Başlangıçta üç ay olan tasfiye süresi, SPK'nın 20 Eylül'deki ikinci kararıyla altı aya çıkarıldı.
Ancak bu altı aylık süre, herkesin ana parasını eksiksiz geri alacağına dair bir garanti oluşturmuyor.
Ayrıca tasfiye sürecinde kamu banklarının görevlendirilmesi, eksik kalacak tutarı kendi kaynaklarından tamamlayacakları anlamına gelmiyor.
İlk ödemeyi kim alacak?
SPK düzenlemesi, TEFAS üzerinden verilmiş ancak gerçekleştirilememiş iade talimatlarından doğan tutarların fon hesabına borç kaydedilmesini ve elde edilen nakitle öncelikle bu borçların ödenmesini öngörüyor.
Gürses, bunun satış talimatı vermiş ancak parasını alamamış kişiler ile fondaki payını tutmaya devam edenler arasında olası geri ödeme önceliği yarattığını belirtiyor.
Düzenlemede önceden bildirim gerektiren, yani "ihbarlı" fonlar için 17 Eylül saat 13.30 sınırı bulunuyor. Para piyasası fonlarında ise fonun izahnamesindeki, işlemin hangi güne ait sayılacağını belirleyen gün sonu saati esas alınıyor.
Dolayısıyla bütün fonlara aynı saat sınırını uygulamak mümkün değil; yatırımcının talimatının zamanı ve kayıtlardaki durumu önem taşıyor.
Gürses'in değerlendirmesine göre, öncelikli alacaklar ödendikten sonra kalan tutar diğer yatırımcılara payları oranında dağıtılacak.
Dağıtılabilecek para yetersiz kalırsa, eksik tahsilat ve tazminat tartışması gündeme gelecek.
Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun (MKK) kamuya açık bilgilendirmesinde, tasfiye öncesinde verilen satış emirlerinde hangi fiyatın esas alınacağı belirtilmiyor.
MKK, bu soruyla ilgili yatırımcıları hesaplarının bulunduğu yatırım kuruluşuna yönlendiriyor.
Bu nedenle bir yatırımcının geçmişte ekranında gördüğü tutarın tamamını geri alacağı, yalnızca satış talimatı verdiği bilgisine dayanılarak söylenemiyor.
El konulan jetler ve lüks varlıklar yatırımcılara dönebilir mi?
Tasfiyeyle eş zamanlı yürüyen ceza soruşturmalarında ise malvarlıklarının kaçırılmasını önlemeye yönelik tedbirler uygulanıyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Av. Dr. Davut Gürses, "İki ayrı süreç eş zamanlı yürüyor" diyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek de, 23 Eylül'deki açıklamasında, başka yerlere aktarıldığını belirttiği paraların geri getirilerek mağdur yatırımcılara ulaştırılmasını amaçladıklarını söyledi.
AA'nın 24 Eylül haberine göre, Muhammed Yarız ve Emre Tezmen'e ait olduğu belirlenen iki özel jet ile Serdar Turhan'a ait olduğu tespit edilen yata el konuldu.
Bu varlıkların toplam piyasa değerinin yaklaşık 1,8 milyar lira olduğu değerlendiriliyor.
Ancak el koyma işlemi, bu tutarın yatırımcılara dağıtılmaya hazır olduğu anlamına gelmiyor.
Gürses'e göre, bir varlığın fondan hukuka aykırı şekilde çıkarılan parayla alındığı belirlenirse, ilgili değerin fona geri kazandırılması gündeme gelebilir.
Gürses, "Bu fon mal varlığıyla bu zenginleşme arasında kesin bir hukuki bağlantı kurulması lazım" diyor.
Bu nedenle soruşturmada para hareketlerinin izlenmesi ve varlıkların nasıl edinildiğinin ortaya çıkarılmasının belirleyici olacağını söylüyor.
Gürses ayrıca, fona ait olduğu saptanan paranın şirkete değil, yatırımcıların ortak malvarlığı olan fona dönmesi gerektiğini belirtiyor.
Zarar nasıl hesaplanacak, kimlerden istenebilecek?
Gürses'e göre, tazminatın en zor başlıklarından biri, hangi kaybın hukuken zarar sayılacağı üzerine şekilleniyor:
"Fonun geçmişte ulaştığı değerle daha sonra yatırımcıya ödenecek tutar arasındaki farkın tamamı otomatik olarak tazminat alacağı oluşturmuyor.
"Normal piyasa hareketlerinden doğan kayıplarla hukuka aykırı işlemlerin yol açtığı zararların ayrılması gerekiyor.
"Özellikle fiyatların yapay şekilde yükseltildiği iddiaları varsa, zararın hangi değer esas alınarak hesaplanacağı da yargılamada tartışılabilecek."
Gürses, tasfiye sonucunda ne kadar ödeme alınacağının henüz belli olmamasının, zarar hesabını güçleştirdiğini söylüyor.
Bu nedenle mevcut aşamada açılacak tazminat davalarında zararın ortaya konulmasının sorun yaratabileceğini değerlendiriyor.
Olası sorumlular arasında öncelikle portföy yönetim şirketlerini sayan Gürses, fonun önceki saklama kuruluşunun kontrol yükümlülükleri, şirket yöneticilerinin ve portföy yöneticilerinin işlemlerinin de incelenebileceğini değerlendiriyor:
"Başka finansal kuruluşların sürece dahli varsa, onların sorumluluğu da tartışılabilir. Ancak bunların hiçbiri, yalnızca görev veya unvan nedeniyle, bu kişilerin tazminat ödeyeceği anlamına gelmiyor."
Gürses, ceza soruşturmasında elde edilen bulguların tazminat davalarında delil olarak kullanılabileceğini belirtiyor.
Ancak talepte bulunan yatırımcının zararını ve bu zararla sorumluların davranışları arasındaki bağlantıyı ortaya koyması gerekecek.
Kamu veya Yatırımcı Tazmin Merkezi zararı karşılayabilir mi?
Gürses, mevcut sistemde portföy yönetim şirketlerinin doğrudan Yatırımcı Tazmin Merkezi (YTM) kapsamında olmadığını belirtiyor.
Bu şirketler varlıkları yönetirken, saklama işlevini başka kuruluşlar yerine getiriyor.
YTM'nin resmi açıklamasına göre koruma, yatırım kuruluşlarının müşterilerine ait nakdi ödeme veya sermaye piyasası araçlarını teslim etme yükümlülüklerini yerine getirememesinden doğan talepleri kapsıyor.
Piyasa fiyatlarındaki değişimlerden kaynaklanan zararlar kapsam dışında tutuluyor.
Gürses, saklama kuruluşunun teslim veya ödeme yükümlülüğünü yerine getirememesi halinde, YTM'nin devreye girme koşullarının ayrıca değerlendirilebileceğini söylüyor.
Ancak fonların tasfiyesi tek başına otomatik bir YTM ödemesi sağlamıyor.
Gürses, YTM'nin kapsamını genişletecek bir kanun değişikliğinin ayrı bir seçenek olabileceğini belirtiyor. Böyle bir değişiklik, mevcut güvencenin kendiliğinden uygulanmasından farklı bir karar gerektiriyor.
Kamuya karşı tazminat talebini ise farklı bir hukuki yol olarak tarif ediyor.
Gürses'e göre yatırımcılar, SPK'nın denetim yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla "hizmet kusuru" temelinde idareye karşı dava açabilir. Bunun için kusurun, zararın ve aralarındaki bağlantının ispatlanması gerekiyor.
SPK, 18 Eylül açıklamasında sorunlu fiyat hareketlerinin 2025'in son çeyreğinde gözlemlendiğini, düzenleme çalışmalarının ardından fon rehberinin 28 Ağustos 2026'da değiştirildiğini bildirmişti.
Gürses, hangi denetimlerin yapıldığının bütün ayrıntıları bilinmeden ihmal konusunda kesin hükme varılamayacağını vurguluyor:
"İdarenin bir işlemi yapmadığını göstermek kadar, yapmış olsaydı zararın önlenebileceğini ortaya koymak da önem taşıyor."
Kamu kaynaklarından ödeme yapılmasına neden itiraz ediliyor?
Bazı yatırımcıların kayıplarının kamu tarafından karşılanması talebi, bu ödemenin kaynağının ne olacağı sorusunu da gündeme getiriyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Ekonomist Güldem Atabay, burada kamu kurumlarının tasfiyeyi yönetmesiyle, kayıpların bütçeden karşılanmasının birbirinden ayrılması gerektiğini söylüyor.
Atabay'a göre, zararların kamu tarafından karşılanması, yatırımcılara ödeme yapılması için bütçeden kaynak aktarılması ve maliyetini vergi verenlerin üstlenmesi anlamına geliyor.
Atabay, kamu kaynakları gündeme gelmeden önce sorumlulukların belirlenmesi ve yatırımcılara geri kazandırılabilecek varlıklar için bütün yolların değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Bu ödemelerin vergi gelirlerinden karşılanmasına karşı çıkarak, "İş kamu kaynaklarına, bizim vergilerimize gelene kadar daha yapılacak çok iş var" diyor.
Atabay, yatırımcıların hangi riskleri bilerek üstlendiğiyle, kendilerine açıklanmayan risklere maruz kalıp kalmadıklarının ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
Özellikle parasının düşük riskli araçlarda değerlendirildiğini düşünen bir yatırımcı açısından, fonun gerçekte hangi işlemleri yaptığı sorusunun yanıtlanmasını gerekli görüyor.
Fonun yatırımcıya nasıl sunulduğu ile içerdiği risklerin birbiriyle uyumlu olup olmadığının ortaya konulmasının önemli olduğunu belirtiyor.
Atabay'ın itirazı, yalnızca ödeme için kullanılacak kaynağa yönelik değil.
Kamuya başvurmadan önce kayıpların oluşmasında sorumluluğu bulunanların belirlenmesini ve bu sorumluluğun sonuçlarıyla karşılaşmasını da talep ediyor.
Yatırımcının ve denetleyicinin sorumluluğu nerede başlıyor?
Atabay, finansal ürün seçen kişilerin de yatırım yaptıkları kurumu ve vaat edilen getiriyi sorgulama sorumluluğu olduğunu söylüyor.
Yatırım kararı verirken kurumun geçmiş işlemlerinin ve piyasadaki faaliyetlerinin dikkate alınması gerektiğini savunuyor.
Olağan getirilere kıyasla çok yüksek kazançların da yatırımcı açısından sorgulanması gereken bir işaret olduğunu düşünüyor ve "Öyle bir bilinmezliğin arkasında ne olduğunu sorgulamadan içine girmek bireysel bir hatadır" diyor.

Kaynak, Emniyet Genel Müdürlüğü
Atabay'a göre, yüksek getirinin nasıl sağlandığını araştırmadan yalnızca kazanca bakarak karar verilmesi, yatırımcının üstlendiği riski anlamasını zorlaştırıyor.
Bu nedenle yatırımcının kendi tercihine ilişkin sorumluluğun da zararların karşılanması tartışmasında göz ardı edilmemesi gerektiğini savunuyor.
Ancak Atabay, bireysel sorumluluğa yaptığı vurgunun, denetleyici kurumların sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını da belirtiyor.
Yatırımcıların, söz konusu fonların SPK'nın izin verdiği bir sistem içinde sunulduğunu hatırlatarak, kamudan denetim beklemelerini haklı buluyor.
Yatırımcıların tercihleri değerlendirilirken, kamu otoritelerinin görevlerini yerine getirip getirmediğinin de araştırılması gerektiğini söylüyor:
"Bireysel sorumluluk ve buna karşın kamunun denetim yükümlülüğü, ayrı ayrı ele alınması gereken başlıklardır."
Süreçte güvenin sağlanması için şeffaflığa vurgu yapan Atabay, fonlarda hangi varlıkların bulunduğunun, bunlara nasıl değer biçileceğinin ve yatırımcıların paylarının nasıl belirleneceğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söylüyor.










