Fon krizinde SPK neden eleştiriliyor?

- Yazan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, Londra
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 7 dk
Türkiye'de finansal piyasaları sarsan yatırım fonu krizinin ardından gözler bir kez daha Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) çevrildi.
SPK, krizin ardından yaptığı açıklamada 2025 yılının son mali çeyreğinde bazı yatırım fonlarının, halka açık pay oranı düşük şirket hisselerinde, şirketlerin gerçek mali performansıyla açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine yol açtığını tespit ettiğini açıkladı.
Ancak kurulu eleştirenler SPK'nın düzenleme yapmakta geç kaldığı ve düzenlemelerin yetersiz olduğunu savunuyor.
Peki SPK, bu krizin neresinde yer alıyor?
2025'te neler olmuştu?
SPK'nın fon kriziyle ilgili açıklamaları 2025 yılının son mali çeyreğine kadar gidiyor.
Konuyu doğrudan ele alan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, 4 Kasım 2025'te yaptığı açıklamada, "Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, manipülasyon alanında eksikler olduğunu biliyoruz, eksikleri gidereceğiz" demişti.
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Altınbaş Üniversitesi'nden iktisatçı Prof. Hayri Kozanoğlu, "Bunun ardından kısa sürede bir düzenleme yapılması beklenirdi" diyor ve ekliyor:
"Hatta 'daha düzenleme yapılmadan kayyum atanıp sonra düzenleme yapılabilirdi' şeklinde yorumlar da var."

Kaynak, Celal Gunes/Anadolu/Getty Images
Aynı tarihte Dünya Gazetesi'ne konuşan dönemin SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül de bu manipülasyonların bir süredir farkında olduklarını fakat "fonlara zarar gelmesin diye bir şeyler yapmadıklarını" söylemişti:
"Biz aslında fonlara her zaman çok kıymet verdik. Manipülasyonda kullanılması bizi üzüyor. Orada mecburen bir düzenleme yapacağız. Artık bunu yapmak zorundayız. Bugüne kadar fonlara bir zarar gelmesin diye bir şeyler yapmıyorduk. Yani bu konuda biraz daha tedbirli davranıyorduk."
Gönül, bu konuda kısa zamanda bazı düzenlemeler yapıp hayata geçireceklerini belirtirken bu süreçte yatırımcıların zarar görmemesini sağlamaları gerektiğini de eklemişti:
"Biliyorsunuz, içindeki yatırımcı farklı, yöneten farklı. Yatırımcıya zarar vermeden, yönetenlerin gerekli tedbirleri almaya mecbur kılmamız lazım. Buradaki hassas denge bu. Yoksa fonlardaki yatırımcının bir günahı yoktur."
Gönül 2024'te bireysel manipülasyona rekor cezalar verdiklerini ve bunun üzerine bireysel manipülasyon yapamayan "kötü niyetlilerin" fonlar üzerinden manipülasyon çabası içinde olduğunu gördüklerini de söylemişti.
Bu, Tera'nın fonlarının Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Sistemi'nde (TEFAS) yatırıma açılmasından kısa süre sonra gelen bir açıklamaydı.
Krizin ardından fonları hakkında tasfiye kararı verilen, yönetim kurulu başkanı tutuklanan ve varlıkları dondurulan Tera Portföy'ün en büyük ve en hızlı değer kazanan fonlarından biri de TLY idi.
TLY ile ilgili Kamuoyunu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yapılan bildirime göre fon Ağustos 2025'te TEFAS üzerinden işlemlere açılmıştı.
TEFAS, yatırımcıların tüm halka açık yatırım fonlarına tek bir yerden ulaşmasını sağlayan merkezi bir platform görevi görüyor ve SPK tarafından denetleniyor.
Bildirime göre TLY'nin işlemlere açılmasına SPK 6 Ağustos 2025 tarihinde izin vermişti.
SPK Başkanı'nın bundan üç ay sonra "manipülasyon" olarak nitelendireceği işlemlerin yaşandığı dönemde TLY, halihazırda yıllardır olağanüstü bir performans sergiliyordu.
Fonun geçmişi 2021 yılına kadar gidiyor ve o dönemde de yüzlerce kat değer kazanarak sıra dışı bir yükseliş göstermişti.
Bu nedenle eleştirilerin bir bölümü de şu soruya odaklanıyor: SPK böyle bir fonun TEFAS'ta işlem görmesine nasıl izin verdi?
SPK nasıl izin verdi?
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Finansal Mükemmeliyet Merkezi Direktörü Prof. Yiğit Atılgan, bunun mevzuattaki eksiklikten kaynaklandığını söylüyor:
"SPK bir fonun TEFAS'ta bir işlem görüp görmeyeceğini onaylarken 'bu kaliteli bir fondur' gibi bir sertifikasyonda bulunmuyor daha çok gerekli belgeleri hazırladığı ve bunların uygun olduğu anlamına geliyor.
"Bir fonun SPK tarafından onaylanması, SPK nezdinde o fona gidip gönül rahatlığıyla yatırım yapabilirsiniz anlamına gelmiyor."
SPK'nın bu fona TEFAS'ta işlem izni vermesinin riski daha da büyüttüğünü savunan Prof. Atılgan, "Buradaki kritik sorun bir fonun TEFAS'a kabul edilirken niteliksel olarak değerlendirilmemesi, likidite gibi testlerin yapılmaması" diyor.
Atılgan'a göre, "halka açık verilerden bile yapılabilecek tespitlerle kırmızı alarm veren" bir fonun TEFAS'a kabul edilmesi, mevzuattaki bu eksikliğin bir sonucu.
BBC Türkçe bu konularda SPK ile iletişime geçti ancak haber yayımlanıncaya kadar yanıt alamadı.
'Düzenleme başarısızlığı'
Krizin ardından Bloomberg'e konuşan Türkiye'nin mali suçlarla mücadele kurumu MASAK'ın eski başkan yardımcısı Ramazan Başak, bunun "bir düzenleme başarısızlığı" olduğunu söyledi.
Başak, "İnsanlar pervasızca bu kişilerin insafına bırakıldı" dedi ve Tera hakkındaki şikayetleri nedeniyle yetkililer tarafından iki kez gözaltına alındığını söyledi.
Türkiye merkezli kredi derecelendirme kuruluşu World Rating'in başkanı Orhan Ökmen de "SPK düzenleme yapmakta geç kaldı. Son 2-3 yıldır fonların ciddi risk içerdiğini, fiyatların suni oluşturulduğunu ve bunun günün birinde son yatırımcı kimse onların üzerinde patlayacağını herkes konuşuyordu" demişti.
Örkmen, buna yönelik tedbirlerin 1,5-2 yıl önce alınabileceğini savunmuştu.
Prof. Atılgan da SPK'nın müdahalede geç kaldığını görüşüne katıldığını söylüyor.
2025'te sorunun tespit edilip komite kurulmasına rağmen Temmuz 2026'ya kadar yürürlüğe giren bir karar olmamasını, arada gerçekleşen başkan değişimine rağmen, "kurumsal süreklilik içinde kabulü olmayan" bir durum olarak niteliyor:
"Bunun yavaşlığının sorumluluğunu SPK'daki eski veya yeni yöneticiler üstlenmeli."
Atılgan, 2025 sonunda yetkililerin ilk "manipülasyon" açıklaması yaptığı dönemde bu fonlarda 300 milyar TL civarında bir para varken, harekete geçilmekte geç kaldığı için bu miktarın Ağustos 2026'da neredeyse üç katına çıktığını ve zararın büyüdüğünü vurguluyor:
"Bu gecikme veri eksikliğinden kaynaklanmıyor. Burada bir kriz eşiğinin belirlenmemesi, alarm mekanizmasının olmaması, bir aksiyon zincirinin kurulmamış olması gibi şeylerden kaynaklanıyor."

Kaynak, Volkan ISIK / Getty Images
Bilgi Üniversitesi'nden iktisatçı Prof. Erhan Aslanoğlu da konu hakkındaki köşe yazısında SPK'nın bu adımının uluslararası bir endeks olan MSCI'nın Türkiye'yi gelişmekte olan ülke endekslerinden çıkarabileceğine dair açıklamasının ardından geldiğini söylüyor.
Arslanoğlu, "Açıkçası, çok daha önceden harekete geçilmesi gerekiyordu. Keşke geçilebilseydi" diyor.
Prof. Hayri Kozanoğlu da MSCI'ın tüm dünya tarafından önemsenen bir endeks olduğunu ve bu uyarının Türkiye tarafından da önemsendiğini belirtiyor.
MSCI haziran ayında yayımladığı raporda, Türkiye'de bazı fon ve hisselerde görülen koordineli işlemler, fiili dolaşım oranlarının sağlıklı hesaplanamaması ve şeffaflık sorunları konusunda uyarıda bulundu.
Kasım ayına kadar ilerleme kaydedilmemesi halinde Türkiye'nin piyasa statüsünün gözden geçirilmesine yol açabilecek bir istişare süreci başlatılabileceğini belirtti.
'Düzenleyici kurumların yavaşlığı Türkiye'ye özgü değil'
Öte yandan Prof. Atılgan düzenleyici kurumların yavaşlığı nedeniyle çıkan krizlerin Türkiye'ye özgü bir durum olmadığını söylüyor.
2008'deki küresel likidite krizi öncesinde de sinyallerin krizden evvel geldiğini hatırlatan Atılgan "bunun biraz da piyasaların çalışma şeklinden, kapitalist kurumların iç çelişkilerinden de kaynaklanan bir durum" olduğunu belirtiyor:
"Diğer ülkelerde de adımların atılmasının yavaş olduğunu ve yükün kamunun sırtına yüklendiğini görüyoruz."
Fakat Türkiye özelinde, Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen'in Merkezi Kayıt Kurumu'nun (MKK) da yönetiminde olması gibi çıkar çatışmaları olarak değerlendirdiği durumların da olduğuna dikkat çekiyor.
Uluslararası piyasalarda, bu tür sorunların önüne geçen düzenlemeler bulunduğunu söylüyor ve bunlara birkaç örnek veriyor:
"Bu fonların değeri, ellerindeki hisselerin piyasa fiyatından değil, bu hisselerin likiditesi hesaba katılarak hesaplanabilirdi: Fonlara likidite testi yapılarak portföyün yüzde kaçı, kaç günde nakde çevirebilir gibi düzenli raporlamalar yapılabilir, belli bir eşik aşıldığında otomatik bildirim yükümlülüğü getirilebilirdi.
"Veya bir bağımsız değerleme komitesi değer biçebilirdi. Bir fon battığında fon yöneticilerinin, sahte fiyatlar üzerinden kazandıkları paraları geri ödemesi zorunlu olsa varlıkları şişirmelerinin teşviki de azalır.
"Bunlar olsaydı bu fona para akışı böyle olmazdı."
BBC Türkçe bu konuda MKK ile iletişime geçti fakat haber yayımlanana kadar yanıt alamadı.
Nitelikli yatırımcının tanımı
Bu tür yatırım fonları finansal okuryazar, yatırım yaparken risk hesapları yapabilen ve "nitelikli yatırımcı" statüsündeki kişilere satılabilmesi gerekiyor.
Bu kişilerin yatırım hesaplarında belli bir miktar parasının da bulunması gerekiyor.
Fakat fonların temerrüde düşmesinin ardından sosyal medyada, zorlukla yaptıkları birikimlerinin bu fonlarda battığını ve mağdur olduklarını söyleyen çok sayıda kişi paylaşımda bulundu.
Peki bu kişiler, böylesi karmaşık yatırım ürünlerine nasıl erişebiliyor?
Prof. Atılgan, bu kişilerin nitelikli yatırımcı olup olmadığını test etme görevinin, onlara bu ürünleri satan aracılara verildiğini ve burada da bir çıkar çatışması olduğunu söylüyor.
Ona göre, şirketin çıkarı olabildiğince fazla kişiye ürün satarak oradan komisyon kazanmakken, sıkı bir eleme yapma motivasyonuna sahip olamaz.
"Türkiye'de hem enflasyon oranı yüksek hem de açıklanan enflasyon oranına insanlar ikna olmuyor" diyen Prof. Hayri Kozanoğlu, pek çok kişinin birikimlerini enflasyona karşı koruma amacıyla farklı yatırımlara yöneldiğini belirtiyor.
Merkez Bankası'nın 23 Eylül tarihli hanehalkı enflasyon beklentisi anketinde, 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisinin %45,6 çıktığını hatırlatan Kozanoğlu, insanların da yatırım yaparken benzer bir getiri oranını hedeflediğini belirtiyor.
SPK adımları farklı sırayla atabilir miydi?
Son olarak SPK'nın bu fonlara karşı attığı adımların sıralaması da tartışılıyor.
SPK 28 Ağustos'taki kararıyla bu fonların ellerindeki sığ hisseleri yıl sonuna kadar belli bir takvimde satmasını zorunlu kıldı.
Bunun yaratacağı düşüşü öngören yatırımcıların fonlarda satışa geçmesiyle birlikte fonlar temerrüde düştü, bunun üzerine 17 Eylül'de söz konusu fonların tasfiyesine karar verdi ve alım satımları durdurdu.
Prof. Atılgan SPK'nın 28 Ağustos'ta bu kararı alırken
- sonuçlarını öngörerek fonları alıma kapatması,
- fonlardan çıkışları da belli koşullara bağlaması,
- ve sığ hisselerin satışını yıl sonuna kadar gerçekleştirmek yerine 12 veya 24 ay gibi daha uzun bir takvime bağlanması durumuna piyasalarda bu şekilde bir kaos yaşanmasının önüne geçmenin mümkün olduğunu da belirtiyor.
Prof. Hayri Kozanoğlu da 28 Ağustos tebliğini bu fonlar için bir "ölüm ilanı" olduğunu söylüyor ve bunun böylesi bir altüst yaratacağı bilindiği için geciktirilmiş olabileceğini belirtiyor.
Deneyimli iktisatçı, "Bir tarafıyla bu tebliğin yayınlanması çok önemli ve gerekliydi, bir tarafıyla da bu oyunun sürdürülmesi tebliğle imkansız hale geldi" diyor.
Kozanoğlu, söz konusu fonların karşılaşacağı sorunları öngörerek, bu sorunlara yönelik bir ek tebliğ çıkarılarak yaşanan kaosun önlenmesinin mümkün olduğunu söylüyor:
"SPK yetkililerinin, bu 131 fonun ayakta kalamayacağını biliyor olması gerekirdi."










