ABD-İran anlaşması Türkiye ekonomisini nasıl etkileyebilir?

    • Yazan, Onur Erem
    • Unvan, BBC News Türkçe
    • Bildirdiği yer, Londra
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 6 dk

ABD ve İran arasında savaşı bitirecek bir anlaşmaya varılması dünya genelinde petrol fiyatlarının düşmesine, altın ve borsaların yükselmesine yol açtı.

28 Şubat'ta ABD ve İsrail saldırılarıyla başladıktan kısa bir süre sonra Ortadoğu geneline yayılan savaş, hava ulaşımından lojistiğe küresel ekonomiye şok dalgaları gönderdi.

Türkiye'de halihazırda yüksek seyreden enflasyonun mart ayından bu yana beklentilerin üzerinde gelmesine yol açtı.

Buna yanıt olarak Merkez Bankası Temmuz 2025'te başladığı faiz indirim döngüsüne ara vererek, faizi sabit tutma kararı verdi.

Ülkede turizmden imalata birçok sektörde savaşın etkileri hissedildi.

ABD-İran anlaşmasıyla ise küresel piyasalar rahat bir nefes aldı. Peki bu rahatlama Türkiye ekonomisini nasıl etkileyebilir? BBC Türkçe ekonomistlere ve uzmanlara sordu.

Petrol

Savaştan önce 60 dolar civarında seyreden petrolün varili, savaşın ardından 110 doları aşarak neredeyse iki katına çıkmış, bu da dünya genelinde pek çok şeyin üretim ve nakliye maliyetini yükselterek enflasyonun artmasına yol açmıştı.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan İsviçre merkezli finans şirketi Swissquote'ta kıdemli analist İpek Özkardeşkaya, "Barış sürdürülebilirse önümüzdeki 1-3 ay arasında petrolün varili 60-70 dolar bandına, yıl sonunda da 50 dolara kadar inebilir" diyor.

Altınbaş Üniversitesi'nden ekonomist Prof. Hayri Kozanoğlu da bunun Türkiye'nin petrol ithalat faturasını azaltacağını vurguluyor:

"Orta vadeli programda 2026'da 63 milyar dolarlık bir petrol ithalatı öngörülüyordu fakat petrol fiyatlarının artmasıyla bunun 100 milyar dolara kadar yükselmesi tehlikesi belirmişti.

"Şimdi petrol fiyatlarında yaşanan keskin düşüş, bunu 73-78 milyar dolar seviyesinde tutabilir."

Kozanoğlu, Körfez ülkelerindeki üretim tesislerinin gördüğü zararın giderilmesinin zaman alacağını, bu yüzden fiyatların savaş öncesine dönmesinin de hızlı olmayacağı görüşünde.

Altında artış beklentisi

Özkardeşkaya, petrol fiyatındaki düşüşün hem Türkiye'de hem de dünya genelinde enflasyonun düşmesi açısından olumlu bir haber olduğunu vurguluyor.

Bunun savaş süresinde satış baskısına maruz kalan ve Merkez Bankası'nın desteklemek için büyük miktarlarda rezerv satışı yaptığı Türk Lirası'nı da rahatlatacağını söylüyor:

"Aslında Türkiye'de dolar/TL kuru birkaç senedir kontrollü bir şekilde, yavaşça artırılıyor.

"Fakat bunun değişmemesi için Merkez Bankası hem döviz hem de altın rezervi satmıştı. Barış sürdürülebilirse, bu sadece Türkiye için değil dünya genelinde merkez bankaları için de rezervleri doldurma imkanı sağlayabilir."

Merkez bankalarının kısa bir süre içinde milyarlarca dolar değerinde altın satması, küresel altın fiyatlarının gerilemesine katkıda bulunmuştu.

Önümüzdeki süreçte alıma geçmeleri olasılığı, altın fiyatlarının artacağı beklentisini güçlendiriyor.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Erhan Aslanoğlu, savaşın bitmesiyle likidite ihtiyacının azalmasını ve altın gibi enstrümanların değer kazanmasını beklediğini söylüyor:

"Biraz daha temkinli olacaktır ama bence geri dönüş olacak. Altında da, gümüşte de, borsalarda da, kripto varlıklar da dahil pozitif bir seyir izleme olasılığımız yüksek."

Faizler

Türkiye savaş süresince başta füze saldırıları olmak üzere önemli güvenlik riskleriyle karşılaşmıştı.

Prof. Aslanoğlu, savaşın bitmesinin Türkiye açısından sadece ekonomik değil, ekonomi dışı riskleri de azaltan bir gelişme olduğunu vurguluyor.

Prof. Hayri Kozanoğlu ise dünya genelinde enflasyon baskının azalmasıyla faiz oranlarının da düşeceğini, bu sayede Türkiye'nin borçlarını geri ödemesinin kolaylaşacağını ve borçlanma maliyetinin azalacağını söylüyor:

"Türkiye yurtdışına ciddi borçları olan bir ülke olarak bu süreçten olumlu etkilenecek ama savaşın başladığı noktaya dönmek de çok kolay görünmüyor."

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), savaşın başlamasının ardından, Temmuz 2025'ten beri sürdürdüğü faiz indirimlerine ara vermek zorunda kalmıştı.

Politika faizini %37'de sabit tutan TCMB'nin, piyasayı gecelik borçlanma faizi olan %40'tan fonlaması örtülü faiz artışı olarak yorumlanmıştı.

Peki enflasyon baskısının azalması, Merkez Bankası'nın faiz indirimlerine devam etmesini sağlar mı?

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Prof. Hayri Kozanoğlu, bunun ilk sinyalinin Merkez Bankası'nın %40'tan gecelik borçlanmayı sonlandırıp %37 ile haftalık repo ihalesi açmaya geri dönmesiyle geleceğini söylüyor.

Merkez Bankası'nın bir sonraki Para Politikası Kurulu toplantısı 23 Temmuz'da. Fakat Kozanoğlu'nun bahsettiği adım, bir toplantı yapmadan da atılabiliyor.

Kozanoğlu 10 Eylül'deki toplantıdan önce %37'lik politika faizinde bir indirim beklemiyor:

"Hem piyasanın belirlediği kredi faizlerinin çok yüksek olması, hem de enflasyonda işlerin istenilen gibi gitmemesi nedeniyle faiz indirimlerini bir süre daha erteleyeceği kanaatindeyim.

"Çünkü faizin cazibesini kaybetmesi halinde hem yerlilerin dövize yönelmesi söz konusu olabilir hem de yabancıların çıkışını tetikleyebilir ve bu da enflasyonu besleyebilir."

Prof. Aslanoğlu da sonbahara kadar politika faizinde bir indirim beklemiyor.

Bazı iktisat yorumcuları enflasyonun da hızla düşmeyeceği kanaatinde.

Ekonomi alanında çalışan gazeteci Alaattin Aktaş enflasyondaki düşüş konusunda temkinli.

Aktaş sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda "Enflasyonda ilk beş aydaki artış, yıllık artışta %45'lik bir yere sahip. Son yirmi yılın ortalaması bu sonucu veriyor" diyor ve ekliyor:

"Bu oran 2026'ya uygulandığında görülen şu: 2026 enflasyonunu yüzde 35'in altına çekebilmek çok zor."

Borsadaki artış sürer mi?

Türkiye'de Borsa İstanbu,l anlaşmanın duyurulmasının ardından ilk işlem gününde %4 civarında değer kazandı ve BIST 100 endeksi 14.500 puana yaklaştı.

YouTube'daki popüler ekonomi programlarından Nasıl Bir Ekonomi TV'ye konuşan Anadolu Yatırım Genel Müdürü Dr. Nuri Sevgen de bu seviyelerin aşılmasının piyasalardaki olumlu havayı pekiştirdiğini söylüyor.

Ancak Sevgen, yabancı yatırımcıların payının %70'lerden %30'lara kadar gerilediğini vurgularken, mülkiyet hakları ve hukuki düzenlemelerdeki belirsizliklerin "uzun vadeli sermaye girişini engellediğini" savunuyor.

Türkiye'nin diğer büyük ekonomilerden önemli bir farkı da İran'la komşu olması.

Komşuluktan gelen ticaret, turizm ve karşılıklı yatırımlar nedeniyle Türkiye, İran'daki gelişmelerden doğrudan etkilenen ülkeler arasında.

Turizm ve ticaret

Türkiye'nin Mayıs ve Haziran aylarına dair resmi turizm verileri henüz yayımlanmadı. Fakat Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) verilerine göre Nisan ayında Türkiye'yi ziyaret eden yabancıların sayısı, bir önceki yıla göre %9,4 azalmıştı.

İran'da ve genel olarak Ortadoğu'da çatışmaların bitmesinin bu ülkelerden Türkiye'ye giden turist sayısında artış sağlayabileceği düşünülüyor.

Bunun yanında dünyanın geri kalanından Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgelerine gitmekten çekinen turistlerin yavaş yavaş geri dönmesine olanak sağlayabileceği öngörülüyor.

Turizm gelirleri Türkiye'deki ekonomik büyümeye, Türk Lirası'nın yabancı paralar karşısındaki değerine ve Hazine'nin vergi gelirlerine olumlu katkı sağlıyor.

Swissquote'tan İpek Özkardeşkaya, barışın kalıcı olmasıyla "Türkiye'de turizm açısından kaygılar ve endişelerin dağıtılabileceğini" söylüyor.

Buna ek olarak İran'a yaptırımların kalkmasıyla Türkiye'nin İran'dan "uygun fiyatlı petrol ve doğalgaz alımının kolaylaşacağını" da ekliyor.

Prof. Hayri Kozanoğlu ise Türkiye'nin bu yaptırımların "etrafından dolaşmanın yollarını bulduğunu" ve aslında yaptırımların kaldırılmasının Türkiye'nin diğer ülkelere kıyasla avantajını "ortadan kaldırabileceğini" söylüyor.

Prof. Kozanoğlu yine de dünya ekonomisine entegre olmuş bir İran'ın Türkiye'nin de faydasına olacağını ekliyor.

Kozanoğlu'nun ticaret konusunda dikkat çektiği bir nokta daha var: Türkiye'nin ihracatı.

Kozanoğlu, dünyanın en büyük enerji ithalatçısının Avrupa bölgesi olduğunu ve enerji fiyatlarının düşüşüyle bu bölgedeki ekonomik canlanmanın artacağını söylüyor.

Buna ek olarak Türkiye'nin de en büyük ihracat pazarının Avrupa Birliği olması nedeniyle bu gelişmeden fayda göreceğini öngörüyor.

İpek Özkardeşkaya ise bütün bu olumlu havaya rağmen barış kalıcı olana kadar risklerin devam edeceğini vurguluyor.

Türkiye özelinde bir uyarısı daha var:

"Türkiye'de ekonomiye çok fazla müdahale olması nedeniyle makroekonomik dengeler fiyatlamaya yansımıyor. Bu da öngörülebilirliği ve risklerin fiyatlandırılmasını çarpıtıyor."

Türkiye'de Mehmet Şimşek'in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinin ardından, dolar/TL kuru neredeyse sabit bir hızda değer kaybetti.

Bazı ekonomistlere göre bu, ekonomi yönetiminin kontrollü ve kademeli değer kaybı tercihinden kaynaklanıyor.

Bloomberg'in haberine göre İran'a saldırıların başlamasının ardından geçen üç haftada Merkez Bankası, TL'nin kontrolsüz bir şekilde değer kaybetmesinin önüne geçti 60 ton altın sattı.

İlerleyen aylarda da satışın devam etmesiyle Merkez Bankası'nın brüt rezervleri üç ayda 51 milyar dolar azaldı.

Bazı ekonomistler savaşın sona erse bile küresel belirsizliklerin tamamen ortadan kalmayacağını vurguluyor.

Prof. Aslanoğlu, savaştan önce de küresel belirsizlik endekslerinin "rekor seviyelerde olduğunu" ve savaşın bunu "yalnızca sınırlı bir miktarda" artırdığını hatırlatıyor:

"Anlaşmadan sonra da belirsizlik yüksek kalacağı için temkinli olmakta fayda var.

"Gümrük tarifesi savaşları farklı şekillerde gündeme gelebilir. Piyasaları yine yüksek oynaklığı olan süreçler bekleyebilir.

"Fakat bunların hiçbiri, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması kadar yıkıcı bir etki yapmayacaktır."