You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
BBC Türkçe araştırdı: Masquerade Gece Kulübü yangınında 29 kişi neden öldü?
- Yazan, Azra Maryem Tosuner-Mahmut Hamsici-Osman Kaytazoğlu
- Bildirdiği yer, İstanbul-Londra
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 11 dk
"Baba, Gayrettepe'de bir binada çalışıyoruz. Birden fazla firma var. İçerisi labirent gibi. Allah korusun orada bir şey olsa kimse çıkamaz."
On yedi yaşındaki Efe Demir, bir yandan mobilya işi yapan bir şirkette çırak olarak çalışıyor bir yandan da dışarıdan lise eğitimini tamamlıyordu.
Sarıyer'de, kendi halindeki bir evde babasıyla birlikte yaşıyorlardı.
Babası ona bu ağır işte çalışmak zorunda olmadığını söylemiş, o ise "Baba senin yaşın ilerledi, hem çalışıp hem okuyacağım" demişti.
Efe, Masquerade Gece Kulübü'nün tadilatında çalışıyordu.
4 Nisan 2024 sabahı babası erkenden kalkıp Efe'nin ayakkabılarını boyadı.
Baba oğul evden birlikte çıkıp işlerine gittiler.
Adem Demir o akşam adli tıpta çocuğunun cansız bedenine sarılacaktı.
Tadilatta çıkan yangında Efe ile birlikte 29 kişi hayatını kaybetti.
Olayla ilgili dava devam ediyor.
Peki ihmaller, eksiklikler ve denetimsizlik bu olayın taşlarını nasıl ördü?
On yedi yaşındaki Efe'nin fark ettiği tehlike neden yıllarca görülemedi?
Kısacası 29 kişi neden hayatını kaybetti?
BBC Türkçe İstanbul'un orta yerinde yaşanan faciayı araştırdı.
Masquerade hakkında neler biliniyor?
Kulüp, Beşiktaş'ın merkezi mahallelerinden Gayrettepe'nin Yıldız Posta Caddesi üzerindeydi. Bir binanın iki zemin katına yayılıyordu.
Tapu Kadastro bilgilerine göre 1970'li yılların sonunda burası sinema salonu olarak kullanılıyordu.
1980'lerin ikinci yarısında ise dönemin popüler eğlence mekanlarından Discorium olarak hizmete girdi.
Mekan 2010'larda Masquerade ismini aldı. Yıllar içinde işletmecileri birçok kez değişti.
Tadilata çağrılan DJ, garson, komi
Nisan 2024'te Masquerade'da tadilat vardı.
Görgü tanıklarına göre aynı anda birçok ekip birarada çalışıyordu.
Örneğin bir yerde kaynak yapılırken bir yerde ahşap mobilyalar yerleştiriliyordu.
İş güvenliği uzmanı Zafer Güzey, dava dosyası ve CCTV görüntülerine dayanarak yaptığı değerlendirmede "Burada çok dağınık, çok farklı iş alanlarının bir arada sıkıştırılmış bir çalışması var. Bunun yarattığı dağınıklık ve koordinasyon eksikliği var" diyor ve bunun yangın riski açısından çok kritik olduğunu vurguluyor.
Ramazan Bayramı'ndan hemen önce yapılan tadilata hem dışarıdan ekipler hem de kulüp çalışanları çağrılmıştı.
Garson, komi, barmen...
Hatta DJ'ler Gökhan Tevlek ve Mehmet Okumuş da çalışmalara katılıyordu.
Kimine eşya taşıma, kimine insanları organize etme, kimine kurulan sistemleri kontrol etme işleri verilmişti.
Olayda eşi, şef garson Özkan Baş'ı kaybeden Emine Baş, o günleri şu sözlerle anlatıyor:
"Ramazan aylarında her zaman bir tadilat oluyordu ama bu sefer ilk defa çok büyük bir çalışma vardı. 'Gelmeyen olursa bayramdan sonra hiç gelmesin' denmişti."
Yangında komilik yapan kardeşi Ahmet Uzun'u kaybeden Kader Uzun, "Kardeşim daha önce hiç inşaat işinde, tadilat işinde çalışmamıştı" diyor.
Ancak Ahmet'in kendisine "Abla gitmek zorundayız" dediğini aktarıyor.
İncelediğimiz WhastApp grup yazışmalarında da çalışanların her gün tadilata çağırıldığı görülüyor.
Yangın nasıl başladı ve yayıldı?
Yangın 12.44'te bir kaynakçının çalışması sırasında çıkan kıvılcımların kaplama malzemesine sıçramasıyla başladı.
CCTV görüntülerine göre alevler saniyeler içinde yayıldı.
Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı (TÜYAK) Başkan Vekili Taner Kaboğlu yangının hızla yayılmasında malzemelerin önemli rol oynadığını söylüyor:
"Ses izolasyon malzemelerini dinamitin fitili gibi düşünün. Yangını o hızla yayar."
Kulübün sosyal medya hesaplarında incelediğimiz yüzlerce video ve fotoğrafta geçmişte sık sık büyük maytaplı gösteriler yapıldığı ve mekanda müşterilerin sigara içebildiği görülüyor.
Ailelerin avukatlarından Onur Fırat Kaynun "Bu yangın kulüp açıkken de çıkabilirdi" diyor.
Yangın sırasında neler yaşandı?
Dava dosyasına göre yangın çıktıktan sonra yaklaşık 15 saniye içinde dumanlar etrafı tamamen sardı.
Elektrikler kesildi.
Sprinkler yani yağmurlama sistemi ya da dedektör devreye girmedi.
Bilirkişi raporlarına göre olay sırasında aktif çalışan acil durum aydınlatmaları ve yönlendirme levhaları da yoktu.
Bilirkişi raporlarını incelemiş olan iş güvenliği uzmanı Zafer Güzey, bu tarz sistemlerin ana şebekeden gelen elektrik enerjisi dışında bir enerjiyle beslenmesi gerektiğini, burada böyle bir durum olmadığını belirtiyor.
Kapılara ulaşamadılar
Dumanla birlikte yalnızca alevlerden kaçmak değil çıkışı bulmak da büyük bir sorun haline gelmişti.
Dava dosyasındaki farklı raporlara göre kulübün temel olarak iki kapısı vardı.
İlki arkadaki Gönenoğlu Sokağa çıkan ve kulübün içindeki bir koridorla ulaşılan mal kabul kapısıydı.
Çalışanlar o gün bu kapıyı kullanıyordu.
Yangın önce bu kapıya giden koridora sıçradı.
Ancak koridor ve kapının önü, yığılan eşyalarla daraltılmıştı.
Kaldı ki bilirkişi raporlarına göre bu kapı, yangın kapısı niteliğinde değildi, panik barı yoktu. Basit düz bir demir kapıydı.
Kulübün ana giriş kapısı ise erişim için uzaktaydı ve buraya ulaşabilenlerin ayrıca döner merdivenlerden çıkarak pasaja çıkması gerekiyordu.
Bilirkişi raporlarına göre kapı yaklaşık 24 metre mesafedeydi.
Binaların yangından korunması yönetmeliğine göre yağmurlama sistemi olan yerlerde bile çıkış kapsına erişim en fazla 15 metre olmalı.
Bilirkişi raporlarında mutfak bölümünün arkasında da bir kapı olduğu ama bunun geçmişte tuğlayla örülerek kapatıldığı ortaya kondu.
Ancak bunun ne zaman yapıldığı belirlenemedi.
Diğer yandan CCTV görüntülerinde üç kişinin bir odada yemek yerken kendilerine haber gelmesi üzerine burayı terk ettikleri ve kurtuldukları görülüyor.
Peki nasıl oldu 29 kişi ölürken onlar yangından kurtulabildi?
Muhasebe birimi ve bir ofisin bulunduğu asma kattaki bu bölümden, showroom olarak kullanılan bir alana geçiliyor ve bu alanın da pasaja kepenkli bir çıkışı bulunuyordu.
Ancak burası hem uzaktaydı hem de çalışanlar dahil pek çok kişi tarafından bilinmiyordu.
Taner Kaboğlu'na göre tadilat çalışmaları sırasında burası dahil çeşitli çıkışlarla ilgili bilgilendirme yapılması gerekiyordu:
"Birisinin kişi sayısı artı mesafe kriterlerine bakarak şurada iki tane çıkışı kullanılır durumda tutmalısınız demesi gerekirdi."
Eğitim aldılar mı?
CCTV görüntülerinde çalışanların alevlerin üstüne kovayla su dökmek dahil çeşitli yollarla alevlerle mücadele ettiği görülüyor.
BBC Türkçe'nin konuştuğu uzmanlar bu görüntülere dayanarak çalışanların yangın konusunda bilgisi olmadığının anlaşıldığını söylüyor.
Mahkemeye de çalışanların bu tür eğitimleri tamamladıklarına dair bir kanıt şimdiye kadar sunulmadı.
Adem Demir oğlundan örnek vererek "Efe bir yangın tüpü kullanma eğitimi almadı. İş güvenliği adı altında ne yapacağını bilmesi için bir eğitime tabi tutulmadı" diyor.
İş güvenliği uzmanı Zafer Güzey, hem mekanın çalışanları hem de dışarıdan getirilen ekipler açısından bu eğitimin sorumluluğunun işletme yetkililerinde olduğunu vurguluyor.
İşletmenin patronu Şahzade Şekergümüş dahil yargılanan sanıklar, duruşmalarda eğitimle ilgili sorulara somut cevaplar vermedi.
BBC Türkçe, suçlamaları ve iddiaları işletmecilerin avukatlarına sordu. Yargılama devam ederken dosya ile ilgili açıklama yapmayı uygun görmedikleri yanıtını aldı.
İtfaiye raporu ve kapsamlı tadilat tartışması
Peki nasıl oldu da bu mekan, yangınla ilgili eksikliklerine rağmen yıllarca işleyebildi?
Masquerade'n 1987 yılına ait diskotek ve pavyon niteliğinde işletme ruhsatı bulunuyor.
İşyerine ait tek bir itfaiye denetim raporu var. O da 2006 tarihli.
Peki aradaki yıllarda ne olmuş?
2006–2024 arasındaki on sekiz yıllık süre boyunca işletme yedi kez el değiştirmiş.
Dava dosyasına göre devirler sırasında yeni bir itfaiye raporu talep edilmeden işletme ruhsatı yenilenmiş.
Ortada bir yetki karmaşası tartışması da var.
Taner Kaboğlu'nun aktardığına göre mevcut yangın yönetmeliğinde ancak mekanda esaslı bir tadilat yapılması halinde tekrar rapor alma ihtiyacı belirtiliyor.
Ancak Kaboğlu, esaslı tadilat tarifinin yönetmelikte olmadığını, şirketler ya da kurumların da bu kapsamına girmemek için çaba sarfettiğini söylüyor.
BBC Türkçe'nin görüştüğü tanıklıklar ve açık kaynaklar mekanın geçmişte bir dizi tadilattan geçtiğini gösteriyor.
Mesela Facebook paylaşımlarında 2015'te ana sahneye açılan iki kapı varken 2020'de tek kapı olduğu, dolayısıyla mekanda önemli tadilatlar yapıldığı görülüyor.
Avukat Onur Fırat Kayyun hukuki açıdan bu tartışmayı şöyle yorumluyor:
"Mevzuat bunun detayını vermek zorunda da değil. Bu hayatın olağan akışına göre değişen bir husustur. Orası bir gece kulübü ve iç cephe kaplamaları, sahnenin bütün düzeni, locaların yerleri hepsi değiştirilip ahşap doğramalar, demir doğramalar, kaynak işleri yapılıyor. Bizce hiçbir tartışma yok. Oradaki tadilat çok kapsamlı bir tadilat."
İşletmenin tadilat sırasında hiçbir resmi izin almadığı anlaşılıyor.
İşletmeci Şahzade Şekergümüş savunmasında her sene izin aldıklarını ama olayın yaşandığı sene muhatap bulamadıklarını söylemişti.
Beşiktaş Belediyesi ise olaydan sonra yaptığı açıklamada kendilerine başvuru yapılmadığını savunmuştu.
Onur Fırat Kaynun itfaiye raporu tartışmalarının ötesinde kamu kurumlarının bu tür yerleri her halükarda denetlemekle yükümlü olduğunu savunuyor:
"Bakanlık olur, belediye olur, valilikler olur; bütün kamu otoritelerinin denetim sorumlulukları var. Bu sadece belgelendirme için değildir. Periyodik olarak işte bir master plan düzenlenir. Altı aylık, bir yıllık, iki yıllık vs. Bu işyerlerindeki yeterlilikleri denetlemek zorundadırlar."
Geçmişte yapılan şikayetler nasıl ele alındı?
Dava dosyasına göre gece kulübü geçmişte çeşitli şikayetlere konu olmuş.
Mesela 2010 yılında mekanın adı Diskorium ve işletmecileri farklı iken yazılan bir şikayet dilekçesinde yangın dahil güvenlik önlemlerinin alınmadığı, içerideki tadilatlarda her yıl duvar yıkıldığı belirtiliyor.
Dilekçeyi yazan kişi, ikazları karşısında işletme sahiplerinin kendisini tehdit ettiğini öne sürüyor.
Dilekçenin ardından çeşitli kamu kurumları arasında yazışmalar yapıldığı görülüyor.
Dosyaya göre İstanbul Valiliği konuyu Beşiktaş Kaymakamlığı'na, kaymakamlık Beşiktaş Belediyesi'ne, Beşiktaş Belediyesi ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İtfaiyesi'ne iletmiş.
Bunun üzerine İBB İtfaiye Ekipleri'nin mekana gittiği ancak işlem yapılamadığına dair rapor yazdığı görülüyor. Gerekçe "Gidildiğinde işyeri yetkilisi mekanda değildi" olarak kayıtlara girmiş.
Avukat Onur Fırat Kaynun "bu durumun olası kastın güzel bir örneğini gösterdiğini" öne sürüyor:
"Birisi gelip size gerekeni anlatmış. Hiçbir şey yapmamışsınız ve 'Ne olursa olsun' demişsiniz."
Ceza hukukunda olası kast istenmeyen neticenin öngörülmesi ancak bunun kabullenilmesini ifade ediyor.
Kamu kurumları ne diyor?
Davada halihazırda yargılanan 22 sanıktan 13'ü eski veya görevdeki Beşiktaş Belediyesi ve İBB görevlisi.
Hem iş güvenliği uzmanı Zafer Güzey hem avukat Onur Fırat Kaynun,olayda iki belediyenin yanı sıra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın da sorumluluğu olduğu görüşünde.
Bu haber kapsamında Beşiktaş Belediyesi, İBB ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'yla iletişime geçerek söyleşi talebimizi ilettik. Ancak olumlu yanıt alamadık.
Beşiktaş Belediyesi'nden olay sonrasında yapılan açıklamalarda, tadilat süreciyle ilgili belediyeye herhangi bir başvuru yapılmadığı, izin alınmadığı ve bilgi verilmediği belirtilmişti.
Görevden alınan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu olay yerini ziyaret ettikten sonra "Tabiri caizse kaçak bir müdahale yürütülmüş" ifadelerini kullanmıştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, olaydan bir gün sonra yaptığı açıklamada, "Bu binaya inşaat ruhsatını, imar ruhsatını veren ve binanın en alt bodrum katlarını gazino haline getirmeye müsaade edenler kim?" diye sormuştu.
Hem iktidar hem de ana muhalefete tepki
Gayrettepe yangınının, kamuoyunda benzer olaylara kıyasla daha az gündem olduğu görülüyor.
Ailelere görebunun bir nedeni Temmuz 2024'te başlayan davada 11 duruşmanın İstanbul'un merkezinden uzak bir noktada, Silivri'de görülmesi oldu.
Duruşmalar 22 Aralık 2025'te Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne alındı.
Bazı aileler ise davanın ilgi çekmemesini siyasi olarak yorumluyor.
Adem Demir, "Bizim dava iktidar partisiyle muhalefet partisinin arasına sıkışmış bir dava" yorumunu yapıyor.
Avukat Kaynun da benzer bir görüşü savunuyor:
"Yargılanan 13 tane belediye personeli var. Beşiktaş Belediyesi'ndekilerin tamamı CHP'nin bürokratları.
"İBB noktasında iş değişiyor. CHP döneminden gelen bürokratlar da var AKP döneminden gelen bürokratlar da.
"Sanki sessiz bir mutabakat oluşturulmuş ve kamu görevlilerinin üstüne hiçbir şekilde ne soruşturma evresinde ne kovuşturma evresinde gidilmemiş."
Beşiktaş'taki evinde görüştüğümüz Emine Baş, olaydan sonra ne iktidar ne de ana muhalefet partisinden kimsenin kendilerini ziyarete gelmediğini söylüyor:
"Yalnızlığı çok derinden hissettik. Bunu anlatmamız mümkün değil."
Kendisinin son seçimde CHP'ye oy verdiğini belirten Baş, "Ben onlardan 'Bu bizim belediyemiz de olsa sizin arkanızdayız. Herkes cezasını çekecek' demelerini beklerdim" diye konuşuyor.
Sanıklar ne diyor?
Davada yedi tutuklu sanık sayısı zamanla dörde indi.
Tutuklu sanıklar, "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak suçundan" yargılanıyor.
Ceza hukukunda bilinçli taksir öngörülmesine rağmen istenmeyen neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket edilmesini ifade ediyor.
Kamu görevlileri ise "görevi kötüye kullanma" ve "taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak"tan yargılanıyor.
Sanıklar duruşmalarda, üzerilerine atılı suçlamaları reddetti.
İşletmeci Şahzade Şekergümüş, tadilat izni konusunda, "Biz her sene izin alıyoruz ama yazılı bir izin vermiyorlar, bir yere bağış yaptırıyorlar. ... Ama bu sene ne bağış aldılar ne de kimse bizle muhatap oldu" dedi.
İtfaiye raporu konusunda, "37 yıldır hemen hemen gece kulüplerinde çalışırım. Hiçbir ruhsat devrinde tekrar bir itfaiye ruhsatı alındığını ne gördüm, ne duydum, ne biliyorum" dedi.
Bazı tedbirsizliklerle ilgili sorulara bunları şirketindeki farklı yetkililerin bildiğini söyleyerek yanıt verdi.
'Kartalkaya'daki gibi adalet bekliyoruz'
Hayatını kaybedenlerin aileleri davanın uzamasına tepkili.
Sarıyer'deki evinde, girişine sprey boyayla Efe yazılmış evinde konuştuğumuz Adem Demir, "Kartalkaya'da işleyen adalet sistemi ne oldu da bizim davada tıkandı?" diye soruyor:
"Üç saniyede benim çocuğumun nefesini kestiler. Bu yargılamanın neden sonuca bağlanmadığını gördükçe insan kendi kendini yiyor. Beni mezar taşıyla konuşmak zorunda bıraktılar."
Emine Baş ise Erzincan İliç, Gayrettepe, Kartalkaya ve Dilovası kazalarını hatırlatıp "Bunların aralarında sene yok. Bir önceki dava bir sonraki katliamın tetikçisi oluyor" diyor.
Kartalkaya'daki gibi bir sonuç talep ettiklerini belirtiyor. Gözünden yaşlar akarak ve konuşmakta zorlanarak ağzından şu kelimeler dökülüyor:
"Bu acıyla birlikte devam edebilmem için sebebe ihtiyacım var. 'Bir sürü insan boşuna ölmedi, başka insanların hayatta kalmasını sağladılar' demeye ihtiyacım var. Pisi pisine ölmüş olmalarını kabul edemiyorum."