You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
Anneler anlatıyor: Türkiye'de üç kuşakta annelik nasıl dönüştü?
- Yazan, Merve Kara-Kaşka
- Unvan, BBC News Türkçe
- Bildirdiği yer, Londra
- Okuma süresi 6 dk
"14 yaşında evlendim. 12 tane doğum yaptım. İlkinde küçüktüm bakmayı bilmiyordum. 11 aylıkken öldü. Ondan sonra işte 10 tane; yedi kız üç erkek çocuğum oldu..."
BBC Türkçe'ye çocuk büyüttüğü dönemleri anlatan 76 yaşında Diyarbakırlı Sultan Hanım, "Bugün olsaydı 50 çocuk büyütürdüm" diyor gülerek:
"Çocuklarımın hepsi bir odada büyüdü... Şimdi bez yıkamıyorsun, üst başını makineye atıyorsun. Ben o zaman çamaşırı kömürlü sobada ısıtıyordum... Oraya koştur, buraya koştur, annelik zordu..."
Kızı Angel ise, kendisi anne olduktan sonra, annesinin 10 çocukla ne kadar zorlanmış olabileceğini düşünüp "çıldırıyorum" diyor.
20 yaşındaki oğlunu Diyarbakır'da tek başına büyüten Angel, Sultan Hanım'ın yedinci çocuğu. Çocukluğunu hatırlarken, "kalabalık bir ailede, hayat derdi şu bu derken... kimse kimseyi görecek, duyacak durumda değildi" diyor.
Bunun için oğluyla "her konuda konuşan bir anne" olmaya özen gösterdiğini söylüyor:
"Oğlumla porno hakkında bile konuştum. Bu annem için milyonda bir ihtimal bile değildi."
Diğer yandan Angel, anneliğin bugün eskisine göre daha zor olduğunu düşündüğünü belirtiyor.
"Eskiden maddi koşulların zorluğu vardı ama şimdi herhangi bir bilgiye bu kadar rahat ulaşılan bir yerde inanılmaz kaygı duyuyorum; onu nereden koruyacağım, nereden korumayacağım... Dışarıdaki hayat beni ürkütüyor artık."
BBC Türkçe'ye konuşan farklı kuşaklardan anneler, anneliğin dönüşen ve değişen bir rol olduğu konusunda uzlaşıyor.
Peki anneler önceki ve sonraki kuşaklara nasıl bakıyorlar, kendi deneyimleri hakkında ne hissediyorlar?
'Çocuklarla büyüdük'
Emine Hanım, tayinler nedeniyle, ilk çocuğunu 1988'de Kayseri'de bir köyde, ikincisini Bayburt'ta, üçüncü çocuğunu 1999'da Samsun'da dünyaya getirmiş.
BBC Türkçe'ye konuşan emekli öğretmen, "22- 23 yaşındaydık, üniversite bitti. Evlendik. Çok da anlamadık bir şey. Çocuklarla büyüdük... Şimdikilere bakıyorum daha bilinçliler, daha kontrollüler" diyor.
Biraz ebeveynlerinin biraz da o dönemki çevrenin etkisiyle "herhalde biraz arada kaldık" diye ekliyor.
"Eski nesillerde, erkekler utanıyormuş, iş yapmıyormuş... Mesela benim annemler de erkeklerin evde iş yapmalarını onaylamıyorlardı" diyor.
Ancak kendi çocuklarını büyütürken, ailelerinden uzakta oldukları için çocuk bakımını eşiyle paylaşmışlar. Yer yer de bakıcı yardımı almışlar.
Benzer dönemlerde anne olan Ayşe Hanım ise kariyerine "seve seve" ara verdiğini söylüyor.
Bugün 24 yaşında olan ikizlerini nasıl büyüttüğünü anlatan Ayşe Hanım, öğretmenliğe geri döndüğünde çok zorlandıklarına dair bir anısını şöyle aktarıyor:
"Haftasonları toplantılar olduğunda, çocukları da götürüyordum. Sandalyelerin arasında saklayıp, 'Sesinizi çıkarmayın' diyordum. Ellerine kağıt kalem verip resim yaptırıyordum..."
'Nedense eskiden ebeveynlerimizin her sözünü çok dinlerdik'
Bursa'da yaşayan Rezzan Hanım, kendi ebeveynlerini, "Bir hayli eski toprak olmalarına rağmen, üç kardeştik ve üçümüzün de üniversitede mutlak surette eğitim almasını zorunlu kıldılar" diyerek tasvir ediyor.
"Mesela 21 yaşındayken yurtdışına gidip bir seyahate ahbaplarımıza katılmama izin vermişlerdi... Erkek arkadaşlarım, flörtüm olmamak kaydıyla evde yaş günü toplantılarına çağırabilirdim."
12 Eylül 1980 darbesini takip eden dönemde Bursa'da ilk kez anne olduğunda ise eşi askerdeymiş.
"Ailemle altlı-üstlü oturuyordum, eşimin yanımda olmaması, siyasi ortamın karmaşası, ilk defa anne olmanın verdiği bilinçsizlik, annemin her şeye çok müdahil olması... Bunlar beni gerçekten yordu" diye anımsıyor.
Emekli edebiyat öğretmeni, doğumdan sonra anne-babasının, çalışmaması ve çocuğuna bakması konusunda çok ısrarcı olduklarını anlatıyor.
"Çok baskın karakterli ebeveynlerim vardı; otoriterdiler. Sonunda oğlum dokuz aylıkken istifa etmek zorunda kaldım ve 4,5 sene mesleğime ara verdim."
"Neden bu kadar hayatımıza dahil ettiğimizi ilerleyen yıllarda ancak sorgulamak mümkün oldu. O zaman bu sanki normalmiş gibi geliyordu. 26-27 yaşındaydık ama nedense eskiden biz ebeveynlerimizin her sözünü dinlerdik..."
Bugün, annesinden şikayet ettiği şeyleri gelinine yapmamaya çalıştığını; hayatlarına da "hiç müdahale etmediğini" anlatıyor.
'Annelik deneyimiyle barıştıkça annelerimizle de barıştık'
Almanya'nın Berlin kentinde yaşayan İrem, 12 yıl önce anne olduğunda yeni kimliğiyle barışmanın, eskiye dair yası da içeren, yıllar süren bir deneyim olduğunu söylüyor.
43 yaşındaki sosyolog, "Sadece bir bebek değil, başka bir kadın doğacak. Başka bir insan doğacak. Buna çok hazır başlamıyoruz herhalde... Buna hazırlanmak mümkün mü, onu da bilmiyorum..." diyor.
Çevresindeki diğer kadınlarla annelik üzerine uzun uzun tartıştıklarını söyleyen İrem, bu roller üzerine düşünmeye başlayınca annelerine karşı öfke ve kırgınlık duyduklarını hissetmeye başladıklarını anlatıyor:
"Ben bunu böyle yapıyorum; çocuğa böyle oluyor; o zaman ben niye bunu yaşadım..."
Ama annelik deneyimini "biraz daha hayatın içine aldıkça, onunla barıştıkça" kendi anneleriyle de barışmaya başladıklarını söylüyor. Kuşaklarını, yaşadıkları şeyleri, maruz kaldıkları baskıları düşünüp onları oldukları gibi kabullendiklerini belirtiyor.
Buna karşın kendi annelerinin bir önceki kuşakla böyle bir hesaplaşma yaşama şansı olmadığı gözlemini paylaşıyor.
"Bizim annemizle ilişkimizi değiştirmek için bir olanak vardı bence. Yani çatıştık, kavga ettik, hesap sorduk. Ama onlar [anneleri] için, zaten artık ya o kuşaktaki insanlar yaşamıyor ya da çok yaşlılar..."
'El yordamıyla öğrenilen özgürleştirici bir süreç'
İrem, anneliğin ilk zamanlarında kafa karıştırıcı da olsa, el yordamıyla öğrenilmesinin "özgürleştirici" bir süreç olduğunu söylüyor.
İrem'e göre genetikten toplumsal koşullara birçok kontrol edilemeyen faktör karşısında eksikliklerini kabul ederek çocuk büyütmek "tevazu" öğretiyor.
Ona göre anneliği en iyi tanımlayan kelime de bu nedenle "tevazu".
Çocuğuyla ilgili bir karar verdiğinde, "Bunun sonucu kötü de olabilir. Ama bu benim sorumluluğum. Bunu anne olmak öğretti. O açıdan çok özgürleştirici bir tarafı da var" diyor.
Angel ise oğluyla birlikte, "gerçekten anlamaya çalışmanın ne olduğunu; dinlemeyi, öfkemi kontrol etmeyi" öğrendiğini söylüyor.
Bununla birlikte çocukların aslında bir toplum için "ne kadar kıymetli, toplumun ne kadar kritik bir kesimi olduğunu" anladığını ekliyor.
Annesi Sultan Hanım, bugün kızlarının torunlarına davranışlarına bakıp, zaman zaman kendisininkiyle kıyasladığını söylüyor.
"Çocuklara bağırdıklarında ağırıma gidiyor. 'Ben cahildim, okumamıştım, siz yapmayın' diyorum" diyor.
'Anneliği ileri taşıyan şey, çocukla kurulan biricik ilişki ve o ilişkinin dönüştürücü doğası'
Annelik rolleri her kuşakta dönüşüyor, anneliğin tanımı da farklı yönlere evriliyor.
Buna karşın son 15-20 yılda Türkiye dahil dünyanın hemen her yerinde daha dramatik bir değişim yaşandığını savunanlar da var.
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan yazar Özge Yaka, "Bu değişimin önemli bir boyutu anneliğin profesyonelleşmesi, yani doğum öncesinden itibaren bebek ve çocuk bakımına dair her şeyin birer uzmanlık alanına dönüşmesi" diyor.
Annelik Kitabı'nın yazarına göre, bakımla ilgili bütün konular artık "birer uzmanlık alanı ve annelerin bütün bu alanlara hakim olması, her alanda 'doğru' olanı yapması" bekleniyor.
Yaka, sektörleşen uzmanlık alanları hızla büyürken annelerin sırtındaki yükün de ağırlaştığını söylüyor. Buna dünya çapında belirsiz iş saatleri, fazla mesailer ve güvencesiz iş koşullarının "norm haline geldiği değişen iş koşullarının" eşlik ettiğini vurguluyor.
"Geriye çoğu zaman bir tamamlanamama, bir olmamışlık, yetişememe, hiçbir şeyi layıkıyla yapamama hissi ve tabii suçluluk duygusu kalıyor" diye ekliyor.
Özge Yaka, kuşaklar arasında aktarılan ve anneliği ileri taşıyan şeyin, "çocukla kurulan biricik ilişki ve o ilişkinin dönüştürücü doğası olduğu" yorumunu paylaşıyor.
"Anneliği bir rol ya da bir görev olmaktan ziyade biricik bir deneyim ve içsel bir ilişki olarak kavrayıp o ilişkiye bir sadakat geliştirmeyi" tavsiye ediyor.
Bunun anneliğin sadece bir insanın büyümesine eşlik etmenin o müthiş hazzını yaşatmakla kalmayıp "kendimizi ve hayatla ilişkimizi değiştirip dönüştürmek için de eşsiz bir imkan" sunduğunu savunuyor.