You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
İran savaşıyla petrodoların yerini petroyuan alabilir mi?
- Yazan, Aleksey Kalmikov
- Unvan, BBC
- Okuma süresi 7 dk
ABD'nin İran'a saldırısı, Amerikan dolarının dünyanın rezerv ve ödeme para birimi özelliğinin yakın gelecekte kaybolacağı yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
İran, Hürmüz Boğazı'nı bloke etti ve tankerlerden Çin yuanı ve kripto parayla ödeme toplamaya başladı. Peki, dünyanın başlıca para birimine yönelik tehdit ne kadar gerçek ve İran savaşıyla petrodoların yerini petroyuan alacak mı?
Petrol fiyatları tarihsel olarak dolar cinsinden belirleniyor ve şu anda küresel petrol ve petrol ürünlerinin yaklaşık %85'i ABD doları cinsinden işlem görüyor.
Rusya, Çin, İran ve diğer ülkelerin ABD dolarının işlemlerdeki hakimiyetini sona erdirme arzusuna rağmen, bu oran onlarca yıldır değişmedi.
Rezervlerde de benzer bir durum sözkonusu. Dünya, geleneksel olarak tasarruflarını dolar cinsinden elinde tutuyor.
Dolar, uluslararası rezervlerin %60'ını, euro %20'sini oluşturuyor. Geriye kalanıysa diğer gelişmiş Batılı ülkelerinin para birimlerinde tutuluyor. Rezervlerin sadece yaklaşık %2'si Çin yuanında değerlendiriliyor.
Bütün bunlar, ABD'nin dünyanın en büyük ve en gelişmiş ekonomisi olmasından kaynaklanıyor. Amerika, devasa bir finans piyasasına, hukukun üstünlüğüne, serbest sermaye hareketine, bağımsız bir merkez bankasına ve Batı'nın en kârlı ve yenilikçi işletmelerine sahip bir ülke olarak değerlendiriliyor.
Ancak Donald Trump'ın geçen yıl ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönmesiyle bu özelliklerin bazıları tehdit altına girdi ve doların tahtı sarsıldı.
Dolar geçtiğimiz yıl %8 değer kaybetti.
Dünya, "Amerika'yı Sat" adlı yeni bir finansal stratejiden bahsetmeye başladı.
Bazı yorumcular, bu düşüşü Trump'ın dünya ile yürüttüğü ticaret savaşı, müttefiklerine yönelik saldırıları ve diğer ülkeler üzerinde siyasi ve ekonomik baskı uygulamak için ABD'nin finansal ve askeri gücünü kullanma arzusu nedeniyle dolardan kaçış olarak değerlendirdi.
Düşüş, bu yılın başlarında İran'a yönelik saldırıya kadar devam etti. Ancak Trump, dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz üretim bölgesini istikrarsızlaştırıp, dünyayı ekonomik krizin eşiğine getirdiği anda, ABD dolarındaki düşüş durdu ve yükselmeye başladı.
ABD Doları, Trump'a dayanabilecek mi?
Amerikalı para analisti Brad Setser'a göre "Dünya, servetinin büyük bir kısmını çeşitli nedenlerle ABD doları varlıklarda tutuyor. En büyük soru, akıl almaz politikalar izlersek bunun böyle devam edip etmeyeceği".
"Şimdiye kadar bu sorunun cevabı tekti. Evet, devam edecek."
Amerikan Brookings Enstitüsü'nden Robin Brooks, İran'a saldırının ardından dolar kurunda yaşanan %2'lik artışın, Amerikan para biriminin rezerv para birimi statüsünün henüz tehdit altında olmadığını doğruladığını belirtiyor.
"ABD hisse senetlerine ve tahvillerine yabancı para akışı son 25 yılın en yüksek seviyesinde. Doların son yükselişi, yatırımcıların dolar varlıklarını kriz zamanlarında güvenli bir liman olarak görmeye devam ettiğini doğruluyor" diyor.
Önceki krizlerde olduğu gibi, İran'ın bombalanmasının başlamasıyla birlikte yatırımcılar, savaştan ilk etkilenecek ülke ve bölgelerden para çekmeye ve dolar varlıklarına yönelmeye başladılar. Çünkü dolar varlıkları daha likit ve kârlıydı.
En önemlisi de ABD ekonomisinin zor durumlardan başkalarına kıyasla daha hızlı çıkma yeteneğini defalarca kanıtlaması ve dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticisi olması sayesinde şu andaki enerji krizine karşı diğerlerinden daha korunaklı olmasıydı.
"Trump karşıtları, doların çöküşünün Amerikan sorumsuzluğunun ve güç istismarının trajik sonuçlarından biri olacağını iddia ediyor" diyen Nobel ödüllü Amerikalı ekonomi uzmanı Paul Krugman şu soruları ekliyor:
"Fakat doların özel statüsünü kaybetme tehdidiyle karşı karşıya olduğu doğru mu? Ve bu statüyü kaybetmenin Amerika Birleşik Devletleri için bir darbe olacağı doğru mu?
"Bana göre bu soruların her ikisine de cevap hayır."
Petrodoların yerine petroyuan mı?
İran, Rusya ve Suudi Arabistan'ın tamamı petrolü yuan karşılığında satsa bile, doların konumu yine de sarsılmaz kalıyor.
Küresel petrol piyasasında, gerçek fiziksel arz sadece yüzde bir ila iki. Geri kalanı ise sanal petrolün teslimatı için yapılan finansal sözleşmelerle gerçekleşiyor ve bu ticaret Amerika'da dolar cinsinden yapılıyor.
Doların petrol piyasasındaki hakimiyetinin nedenlerinden biri, 1970'lerde önce Arap-İsrail savaşı, ardından İran'daki İslam devrimi nedeniyle ortaya çıkan ilk petrol krizinden sonra ABD ve Suudi Arabistan'ın petrol fiyatlarını dolar cinsinden belirleme konusunda anlaşması.
O zamandan beri durum böyle. Ancak Brad Setser'e göre, doların ödemeler ve rezervlerdeki hakimiyetinin ana nedenleri tamamen farklı.
"ABD, 1930'larda en büyük petrol üreticisiydi ve 2. Dünya Savaşı sırasında İngilizlere petrol tedarik ettik. Genel olarak, petrol endüstrisi ABD'de ortaya çıktı ve petrol her zaman dolar cinsinden işlem gördü" diyor.
1970'lerdeki ilk petrol krizinden sonra, Basra Körfezi ülkeleri dolar yağmuruna tutuldu. Henüz gelişmemiş ülkelerinde petrol gelirlerini harcayacak yer bulamayınca rezerv biriktirmeye ve borç vermeye başladılar.
Kazandıkları dolarları artırmanın en kârlı ve güvenilir yolu, bunları Amerika'ya borç vermek ve Amerikan bankalarına yatırmaktı.
Ancak Amerika İsrail'i destekliyordu ve düşmanlarına açıkça borç vermekten rahatsızlardı. Sonuçta, dolaylı olsa da bunu yaptılar. Böylece Londra, Zürih ve daha sonra Hong Kong ve Dubai'de küresel finans merkezleri ortaya çıktı.
Ancak bu petrol-dolarların akışı çoktan durdu. Birçok Körfez ülkesi harcama çılgınlığına girişti ve ekonomilerini petrol sonrası bir geleceğe hazırlamaya başladı. Sonuç olarak, sermaye ihracatçısı olan Suudi Arabistan borçlu bir ülke haline geldi.
Amerika'ya petrol dolarları akışı azaldı, ancak dolar hala iyi durumda. Peki neden?
Birincisi, ABD artık ithal petrole ihtiyaç duymuyor. 21. yüzyılın başında, dünyanın en büyük alıcısıydı, Suudi Arabistan ise önde gelen petrol ihracatçısıydı.
Şimdi ise teknolojik devrim ve kapitalizmin birleşimi sayesinde, ABD Suudi Arabistan'ın iki katı kadar petrol üretiyor. Bu, artık Ortadoğu'dan dolar karşılığında petrol satın almadığı anlamına geliyor.
İkincisi, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Basra Körfezi'nde, harcadıklarından daha fazla kazanan başka ülkeler de var. Gelecek nesiller ve zor dönemler için birikimlerini varlık fonu halinde saklıyorlar.
Nakit sıkıntısı çeken Suudi Arabistan'ın da benzer bir fonu var. Bu para faizle yatırılıyor ve yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı bunun için en kârlı yerin Amerika olduğu ortaya çıkıyor.
Üçüncüsü ve en önemlisi ise petrodolarlar artık dünyada eskisi kadar önemli bir rol oynamıyor.
Son 20-30 yılda, harcadıklarından daha fazlasını ihracattan kazanan ana ülkeler Ortadoğu'nun petrol monarşileri değil, Çin, Güney Kore, Japonya, Tayvan ve Singapur gibi gelişmiş Asya ekonomileri oldu.
Şimdi Körfez ülkeleri değil, bu ülkeler dolar cinsinden varlıkları satın alıyorlar.
Bundan vazgeçmekte zorlanıyorlar çünkü bu, ihracata dayalı ekonomik modelin yeniden yapılandırmasını gerektirecek ve bu maliyetli ve muhtemel toplumsal karışıklıklarla dolu bir yol.
Dahası, bu ülkeler için dolar sadece servet biriktirme aracı değil, aynı zamanda döviz kurlarını sabitlemek ve döviz piyasasına müdahale etmek için bir araç görevi görüyor.
Bunlar olmadan makroekonomik istikrarı korumak önemli ölçüde zorlaşabilir.
Dolar neden henüz tehlikede değil?
Brad Setser'e göre, Basra Körfezi'ndeki petrol ve doğalgaz ihraç eden ülkeler ve AB'nin ana tedarikçisi Norveç'in cari hesap fazlası geçen yıl yaklaşık 200 milyar dolardı.
Bu, Batı'ya petrol değil, mal satan Çin ve diğer Güneydoğu Asya ülkelerinin 1,5 trilyon dolarlık ticaret fazlasıyla karşılaştırıldığında küçük bir miktar.
Dolayısıyla, İran savaşı Körfez petrol monarşilerini önümüzdeki yıllar boyunca fazla nakitten mahrum bırakacak olsa da dolar özel statüsünün iki ana dayanağını kaybetmeyecek.
Birincisi, benzer ölçekte yatırımlar için alternatiflerin olmaması.
Çin devlet bankaları aracılığıyla ve diğer ülkeler de rezerv için dolar varlıkları satın almaya devam ediyor.
Amerikan hegemonyasını sözlü olarak kınayan yaptırım altındaki ülkeler bile aslında dolara karşı değil, yaptırımların kaldırılması ve küresel ekonomiye dönüş için mücadele ediyorlar.
İkinci neden ise kâr hırsı. Amerikan şirketleri, Avrupa veya Japon emsallerine kıyasla daha fazla kâr ve hissedar getirisi üretmeye devam ediyor.
Bu nedenle, Amazon, Google ve Apple hisselerine yatırım yapmak, özellikle Amerika'daki faiz oranlarının Avrupa ve özellikle Japonya'dakinden daha yüksek ve piyasanın likiditesi ve derinliğinin, diğer gelişmiş ülkelerle kıyaslanamayacak kadar yüksek olması nedeniyle daha yüksek getiri sağlıyor. Çin ise bu ülkeler arasında değil.
Sonuç olarak, hem tasarruflarını korumak hem de servetlerini artırmak isteyenler tasarruflarını dolara yatırıyor. Donald Trump bile Amerikan doları alıcılarının hepsini korkutmayı başaramadı.
Trump başkanlığının son yılındaki tüm kaosa rağmen, dolara yapılan yabancı yatırımlar yüzyılın başından beri en yüksek seviyesinde.
Bu, ABD'nin doları rezerv para birimi statüsünden çıkarmasının kolay olmayacağı anlamına geliyor. Bu şaşırtıcı değil. Robin Brooks'a göre "Bu statü on yıllar boyunca kazanıldı ve bir gecede aşındırılamaz".
Ancak, İran'daki savaş biter bitmez, dolar kurunun düşüşüne devam edeceğinden emin.
Birincisi, eski müşterileri olan Basra Körfezi'ndeki petrol ihracatçıları ve Asyalı petrol ithalatçıları daha az paraya sahip olacak.
Körfez ülkeleri parayı yeniden yapılanma ve silahlanmaya harcayacak. Asyalı ithalatçılar ise pahalı enerji kaynaklarına, rezervleri yenilemeye ve fosil yakıt ithalatına bağımlılığı azaltmak için ekonomilerini yeniden yapılandırmaya harcayacak.
İkincisi ise Trump'ın dünya çapında Amerikan parasal egemenliğinin temellerine yönelik saldırılarına devam etmesi. En önemlisi de, ABD'de serbest girişimciliğe ve sermaye hareketini güvence altına alan bağımsız merkez bankasına, mahkemelere ve tüm denge ve denetleme sistemine karşı.
Ancak Paul Krugman'ın belirttiği gibi, genel olarak, iş dünyasında birincil ödeme aracı olarak dolardan vazgeçmek, uluslararası iletişimi İngilizceden Çinceye çevirmek kadar zor.
"Amerika'nın mevcut davranışları göz önüne alındığında, dünyanın önde gelen para biriminin ihracatçısı olmayı hak etmeyebilir. Ancak ekonomi ve ahlak iki farklı şey."