Mutlak butlan kararında 'yetki' tartışması için hukukçular ne diyor?

    • Yazan, BBC News Türkçe
    • Bildirdiği yer, Ankara
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 5 dk

Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı koltuğuna geri dönmene imkan veren istinaf mahkemesi kararı, bu yetkinin Yüksek Seçim Kurulu'nda mı yoksa bir asliye mahkemesinde mi olduğu konusunda hukuki tartışma yarattı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, Özgür Özel'in genel başkan seçildiği parti kurultaylarına ilişkin "mutlak butlan" yani "kesin hükümsüzlük" kararı verdi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, karar için "demokrasiye olan güvenini pekiştirdi" açıklaması yaptı.

Özgür Özel ve yönetimi ise bu kararı reddettiklerini belirterek, Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) başvuruda bulundu.

İtiraz dilekçesinde, mutlak butlan kararının "madden ve hukuken icrasının imkânsız olduğu" belirtildi, Özel YSK'ya "görev ve yetki alanına sahip çıkma" çağrısı yaptı.

YSK ise "mazbataların geçerli olduğunun ve seçilenlerin görevine devam ettiğinin tespitine karar verilmesi" yönündeki başvuruyu reddetti.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan İdare Hukukçusu Prof. Dr. Metin Günday, "YSK bu kararıyla birlikte kendi kendini yok saymıştır" diyor.

Günday, "YSK, başka bir mahkeme tarafından, kendi görev alanı içine giren bir konuda karar alındığını belirterek, bu kararın yok hükmünde olduğunu tespit etmeliydi" ifadelerini ekliyor.

Mutlak butlan kararına itiraz eden çeşitli barolar ve hukukçular da benzer şekilde YSK'nın yetki ve görev alanıyla bir konuda, asliye mahkemelerinin karar veremeyeceğini ifade ediyor.

BBC Türkçe'ye konuşan Kemal Kılıçdaroğlu'nun Avukatı Celal Çelik ise CHP kurultayıyla ilgili davaların "tıpkı dernekler gibi tüzel kişilerin işlemleri" kapsamında olduğunu, bu nedenle yetkinin adli yargıda olduğunu belirtiyor.

'Mutlak butlan kararı yetki gaspıdır'

Prof. Dr. Metin Günday, istinaf mahkemesinin kararının hukuken yok hükmünde olduğunu ve yetki gaspı içerdiğini savundu.

Anayasa ve yasalar kapsamında siyasi partilerin dernek yapılardan farklı bir hukuki rejime tabii olduğuna da işaret etti.

YSK'nın seçim kurullarının verdiği mazbatayı asliye mahkemelerinin iptal edemeyeceğini söyledi.

Günday, mutlak butlan kararına gerekçe gösterilen medeni kanun maddesinin bu örnekte uygulanamayacağını savundu:

"Bir dernekte usulsüzlük yapıldıysa gidip asliye hukuk mahkemesine dava açarsınız. Ancak siyasal partilerin farklı bir hukuki rejimi vardır.

"Anayasa'ya göre siyasi partiler sıradan derneklerden farklıdır ve demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdır."

"Siyasi partilerin kurultayları, seçim kurullarının ve yargıçların gözetimi ve denetimi altında yapılır. Herhangi bir iddiaya iki gün içerisinde itiraz edilir ve derhal orada karara bağlanır."

"Seçim yargısının görevi Anayasa ve yasalarla belirlenmiştir. Asliye mahkemesi böyle bir karar alamaz, hatta bu davaya bakamaz. Çünkü bir yargı alanının içine giren bir uyuşmazlık, bir başka yargı kolunda çözümlenemez.

"Bu karar, seçim yargısının yetkisini ve görevini gasp etmiştir ve hukuken yok hükmündedir. Hiçbir hukuki etki ve sonuç doğurmaz."

Yetki tartışması nasıl ortaya çıktı?

Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi daha önce açılan davalarda "mutlak butlan koşullarının oluşmadığı" yönünde değerlendirme yapmış ve davaları reddetmişti.

Mahkeme gerekçesinde, delegelerin iradesinin fesada uğradığına dair somut ve kesin delil bulunmadığını belirtmişti.

Ayrıca "mutlak butlan" gibi ağır bir hukuki sonucun tanık anlatımlarıyla kurulamayacağı ve böyle bir geçersizlik için "çok açık ve ağır hukuka aykırılık" gerektiği kaydedilmişti.

BBC Türkçe'ye konuşan Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, ilk derece mahkemesinin kararının, seçim hukukunun kesinliği ve hukuk güvenliği açısından isabetli olduğunu değerlendiriyor:

"İlk derece mahkemesi, esas olarak davaların büyük kısmı için "konusuz kaldı" dedi. Çünkü CHP daha sonra yeni olağanüstü kongre ve kurultaylar yapmış, bu seçimler de seçim kurullarınca tasdik edilmişti. Bazı davacılar yönünden de aktif husumet yokluğu nedeniyle ret kararı verildi."

Ancak istinaf mahkemesi niteliğindeki Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi ise tam tersi bir şekilde, iddiaların kurultayın meşruiyet temelini ortadan kaldırdığı sonucunu vardı.

Mutlak butlan kararıyla Özgür Özel'in genel başkan olarak seçildiği kurultayın hukuken geçersiz olduğu hükmünü açıkladı.

Türkiye'de siyasi partiler, Anayasa'nın 68 ve 69. Maddeleri, Siyasi Partiler Kanunu ve parti tüzükleri çerçevesinde faaliyet gösteriyor.

Yasaya göre kurultayların yapılması, delegelerin belirlenmesi, seçimlerin yürütülmesi gibi işlemler, seçim kurullarının gözetim ve denetimine tabii.

Karara itiraz eden CHP'li hukukçular da, siyasi partilerin kurultay süreçlerini denetleme yetkisinin Yüksek Seçim Kurulu'nda olduğunu belirtiyor.

Türkiye'deki baroların neredeyse tamamı 22 Mayıs'ta bu görüşü savunan açıklamalar yayımladı.

BBC Türkçe'ye konuşan CHP Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Meryem Gül Çiftçi Binici, kurultayın zaten seçim kurulları ve YSK'nın denetiminden geçtiğini belirtiyor:

"Nasıl ki ülkede genel seçimler, yerel seçimler devlet eliyle yapılıyorsa, siyasi partilerin kongreleri de devlet eliyle yapılır. Kurultaydaki seçim kurulunun başkanı hakimdir, çalışanları devlet memurudur. Dolayısıyla bu, devletin kontrolünde yapılmış bir seçimdir.

"Usulsüzlük iddiasıyla YSK'ya iki gün içerisinde itiraz edilmesi gerekir. Bir siyasi partinin kongresi, bir asliye hukuk mahkemesi ya da onun dengi olan bir istinaf mahkemesi eliyle iptal edilmez."

Karşı görüştekiler ise YSK'nın parti kurultaylarındaki seçim işlemlerini yalnızca usulen incelediğini savunuyor.

BBC Türkçe'ye konuşan Kemal Kılıçdaroğlu'nun Avukatı Celal Çelik ise eğer delegelerin iradesi hukuka aykırı yöntemlerle sakatlanmışsa, genel mahkemelerin devreye girebileceğini ve bu iddiaları inceleyebileceğini söylüyor.

YSK'nın tek yetkili olduğu yönündeki argümanı sert bir dille eleştiren Çelik, hukuken hiçbir geçerliliği olmadığını savunuyor:

"İster siyasi parti ister kooperatif ister dernekler ya da ticari şirketler olsun; tüzel kişiliği olan kişilerin genel kurulları özelinde açılan davalar adli yargıda görülür."

"Seçim kurulunun tanık dinleme yetkisi yoktur, delil toplama yetkisi yoktur. YSK'nın mazbata vermiş olması, kurultay sonucunun hukuken denetlenemeyeceği anlamına gelmez."

Çelik, kurultay uyuşmazlıkları ya da hukuka aykırı durumlar söz konusu olduğunda, siyasi partilerin "tıpkı Bülbülseverler Derneği gibi" çeşitli dernek, kooperatif ya da şirket genel kurullarıyla aynı tüzel kişiliğe sahip olduğunu belirtiyor:

"Halkın oyuna sunulan seçimlerle, tüzel kişilerin genel kurulları bu açıdan farklıdır. Tüzel kişilerin yaptıkları genel kurullarda, seçim kurullarının aldığı görev burada farklılaşır.

"Tüzel kişinin sadece üyelerinin katıldığı bir seçim yapması farklıdır, halkın oyuna sunulan seçimdeki YSK'nın rolü farklıdır."

CHP'li Binici ise ortada ispatlanmış bir irade fesadı olmadığını ifade ediyor ve istinaf mahkemesinin gerekçeli kararında, somut biçimde kaç delegenin iradesinin tam olarak nasıl sakatlandığına yer verilmediğini söylüyor:

"Mahkeme hangi delilleri inceledi ve usulsüzlüğü tam olarak nereden buldu? Mahkemenin gerekçeli kararında herhangi bir usulsüzlükten söz edilmiyor.

"İki tane ceza davası açıldığından bahsediyor. Peki, bu ceza davalarının sonunda bu insanlar beraat ederse ne olacak? O ceza davalarında delil yok, kamera kaydı yok.

"Birisi çıkıp, kurultay salonunda cep telefonu dağıtıldığını ama kendisinin görmediğini, birinden duyduğunu söylüyor. Bütün bunlar mahkemenin huzurunda dinlendi. Böyle bir irade fesadı mı olur?"

Barolar ne diyor?

Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerindeki 15 baronun yaptığı açıklamada, mutlak butlan kararının hukuka aykırı olduğu belirtildi ve yetki anlamında YSK'ya işaret edildi.

"Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'na göre bir siyasi partinin kurultayının hukuka uygunluğu hakkında karar alma yetkisi, seçim kurulları ile Yüksek Seçim Kurulundadır. Söz konusu karar bu yönüyle de açıkça hukuka aykırıdır."

Aralarında İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının bulunduğu 69 baro ise ortak basın açıklaması yayımlayarak, demokratik anayasal düzene ve halk iradesine yargı eliyle müdahale edildiğini savundu.

Köroğlu, siyasi parti kongre ve kurultaylarında yapılan seçimler bakımından asıl yetkinin seçim kurullarında olduğunu söylüyor:

"Siyasi Partiler Kanunu'nun 21. maddesi çok açık: Parti organ seçimleri yargı gözetiminde, gizli oy ve açık tasnifle yapılır; seçim sonuçlarına itirazlar da kısa süre içinde ilgili hakim tarafından incelenir ve kesin karara bağlanır."

"Kurultaydaki seçim sonucunu yıllar sonra asliye hukuk mahkemesi eliyle ortadan kaldırmak, seçim hukukunun mantığıyla bağdaşmaz."

Köroğlu, adli yargının seçim kurullarında kesinleşmiş sonucu etkileyen bir karar verdiğini ve bunun yetki ve görev tartışmasına yol açtığını ifade ediyor.

Bu karmaşanın doğrudan bir yasa boşluğundan ziyade, özel kanun-genel kanun çatışmasının yanlış yorumlanmasından kaynaklandığını değerlendiriyor:

"Siyasi Partiler Kanunu'nda kurultay seçimleri için özel bir seçim kurulu denetimi var. Buna rağmen dava, "genel kurul kararlarının iptali" ve "mutlak butlan" iddiasıyla asliye hukuk mahkemesinde yürütüldü."

"Sorun şu: Seçim hukukunun kesinleştirdiği bir sonucu, genel hukuk hükümleriyle sonradan ortadan kaldırmaya çalışmak hukuk güvenliği bakımından çok tehlikeli bir yol açar."