You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
'Kahraman değildi': Robin Hood'un karanlık kökenleri nasıl silindi?
- Yazan, Caryn James
- Unvan, BBC Culture
- Yayın tarihi
- Okuma süresi 6 dk
Yazar ve yönetmen Michael Sarnoski yeni filminin çekimlerine başladığında, oyuncu kadrosuna ve ekibine her zaman çok sevdiği bir filmi izletti.
Bu, Disney'in 1973 yapımı animasyon filmi Robin Hood'du; filmin kahramanı, tüylü yeşil şapkasıyla bir tilkiydi ve zenginlerden çalıp fakirlere dağıtıyordu.
Bu sevilen versiyon, Sarnoski'nin karanlık ve düşünceli dramı The Death of Robin Hood'dan (Robin Hood'un Ölümü) çok farklıydı.
Filmde Hugh Jackman, hayatının sonuna gelmiş, kendi efsanesinin son derece farkında olan, gri saçlı, savaş yorgunu bir Robin Hood'u canlandırıyor.
Uyarı: Bu makale, bazı okuyucuları rahatsız edebilecek şiddet sahnelerinin ayrıntılı anlatımını içeriyor.
Erdemli, adalet peşinde koşan Robin Hood'dan bahseden bir kadınla karşılaştığında, kimliğini gizler ve kendinden üçüncü şahıs olarak bahseder.
"O bir kahraman değildi. Sırf zevk için soyup öldürdü, hepsi bu."
Görünüşe göre bu şiddet dolu Robin Hood ve onun kahramanca, iyiliksever imajına karşı çıkan diğer revizyonist yorumlar, bugün aklımıza gelen aile dostu klişeden çok, orijinal ortaçağ efsanelerine daha yakın.
Robin Hood'un tasviri yüzyıllar boyunca dönüşüm geçirdi; her değişiklik, onu yeniden yorumlayan dönemi yansıtıyor.
Bu daha karanlık 21. yüzyıl varyasyonları, hikâyenin kökenlerine geri dönüyor; ancak yaratıcılarından bazılarının da belirttiği gibi, aynı zamanda günümüze de sesleniyor.
Karakterle ilgili karmaşık bakış açıları, kahramanların ve kötü adamların genellikle ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olduğu, Robin Hood efsanesinin yüzyıllar boyunca basitleştiği gibi kutuplaşmış bir dünyaya meydan okuyor.
Robin Hood kimdir?
Gerçek Robin Hood hakkında pek çok spekülasyon olsa da, tarihçiler bu karakterin arkasında tek bir canlı kişinin olmadığı konusunda büyük ölçüde hemfikir; onun yaratılmasına ilham veren, yalnızca zengin toprak sahipleri ile yoksul köylülerden oluşan, son derece eşitsiz bir toplumdu.
Hikayeler 12. yüzyılda sözlü bir gelenek olarak başladı ama ilk yazılı kayıtlar ancak 200 yıl sonra ortaya çıktı; o baladlarda (duygusal, hikâye anlatan lirik şiir türü) ünlü bir figür olarak gösteriliyordu.
Bu ilk yazılı kaynaklarda, daha sonraki versiyonlarda tasvir edildiği gibi asil Locksley'li Sör Robin değildi. Asilzade falan değildi; köylüden bir basamak yukarıda olan bir küçük toprak sahibiydi.
16. yüzyıla kadar hikayede Leydi Marian diye bir karakter yoktu. Yoksullara karşı son derece nazikti, ancak onlara yardım etmek asıl amacı değildi. Yozlaşmış din adamları ve astlarını sömüren toprak sahibi soyluların düşmanıydı o.
Ortaçağ tarihçisi Amy S. Kaufman, revizyonist romanı The Traitor of Sherwood Forest* ( Sherwood Ormanı Haini, 2025) için yazdığı sonsözde, ilk efsanelerdeki Robin Hood'u "ahlaki açıdan gri bir ortaçağ düzenbazı" ve "şiddet eğilimli, saygısız bir haydut" olarak tanımlıyor.
Disney bir konuda haklıydı: İlk baladlar, Robin'in bir tilki kadar kurnaz olduğunu ima ediyor.
Hikâyede büyük bir değişiklik 16. yüzyılda yaşandı. Kral 8. Henry, Robin Hood'un hayranıydı ve bazen onun kılığına girerdi. Katolik Kilisesi'nden ayrılan bu hükümdarın saltanatı sırasında, Robin'in Meryem Ana'ya olan bağlılığı efsaneden silindi.
Üst sınıflar onu benimsedikçe, dönemin etkili tarih kayıtlarında bu karakter artık soylulardan nefret etmiyordu; aksine kendisi de bir soylu haline gelmişti.
Ahlaki açıdan dürüst bir asilzade olarak konumlandırılan ve itibarsız akranlarıyla mücadele eden Robin, toplumun iktidar yapısını sorgulamayı bıraktı.
O, iyi kalpli Kral Richard'ın, kötü kalpli kardeşi Prens John tarafından gasp edilen tahtına geri dönmesine yardım etmek üzere görevlendirildi; bu klişe, Disney'in John'u açgözlü, güce aç bir aslan olarak tasvir etmesiyle günümüze kadar devam etti.
19. yüzyılda çocuk kitapları, Robin Hood'u Viktoryenlerin [Kraliçe Victoria döneminde yaşayanlar] kabul edebileceği, daha da "temizlenmiş" bir iyiliksever haline getirmeye yardımcı oldu.
20. yüzyılda ise sinema, 1938 tarihli popüler film Robin Hood'un Maceraları'nda, matine idolü Errol Flynn'in canlandırdığı cesur Sör Robin karakteriyle bu tasviri sürdürdü. Disney ise, belki de en belirleyici versiyonuyla, bu imajı popüler kültürde pekiştirdi.
'Aynı karakterin iki versiyonu'
Sarnoski, BBC'ye verdiği röportajda, Disney filmi ile orijinal efsaneler arasındaki zıtlığın, ortaçağ baladı "Robin Hood'un Ölümü"nün hikâye kitabı versiyonunu okuduğu çocukluk döneminden beri kendisini büyülediğini söylüyor.
Bu hikayede Robin, kötü kalpli bir başrahibe ve onun sevgilisi tarafından öldürülerek sessizce hayata veda ediyor.
"Disney'in Robin Hood'unu tanıyıp ardından 'Robin Hood'un Ölümü'nü okuduktan sonra, bu karakterin iki farklı versiyonu arasında bir bağlantı kurmaya ve bunların nasıl aynı karakter olabileceğini anlamaya çalışmak, çocukluğumda beni gerçekten çok etkilemişti" diyor.
Sarnoski'nin filminde Robin, şiddetli bir savaş sırasında yaralanır – bir ok, bir çocuğun kafasının arkasından girip gözünden çıkar – ve iyileşmek üzere bir manastıra götürülür. Jodie Comer, baladdaki tasvirinden farklı olarak nazik bir başrahibe rolünü canlandırıyor.
"Manastır başrahibesinin sadece basit bir kötü rahibe olmasını istemedim ve Robin'in de sadece basit bir iyi kahraman olmasını istemedim" diyor Sarnoski, daha nüanslı karakterler yaratma konusuna değinirken.
Robin geçmişini düşünmeye ve pişmanlık duymaya başladıkça, "Film, onun kendi efsanesiyle boğuşması ve ardından kendi gözünde doğru bir ölüm olarak gördüğü şeye duyduğu arzuyla boğuşması hakkında bir hikâyeye dönüşüyor" diyor.
Efsanelerin sahteliği, Kaufman'ın romanındaki ana temalardan biriydi ve Disney, yazarın ilk izlenimlerini de şekillendirmişti.
Yazar BBC'ye şöyle anlatıyor: "Ben tilki Robin Hood ile büyüdüm, sonra ortaçağ çalışmalarına yöneldim ve baladları keşfettim; 'Tanıdığım ve sevdiğim Robin Hood'um nerede?' diye düşündüm."
The Traitor of Sherwood Forest, Robin Hood efsanesine aşık olan hayali bir köylü kızı olan Jane'i merkezine alıyor. Jane, Robin'e hayran kalır ve onun haydut çetesinin bir parçası olur, ancak Robin'in kahramanca imajı ve baştan çıkarıcı kişiliğinin kendisini yanlış yola sürükleyip sürüklemediğini sorgulamaya başlar.
Kaufman'ın Robin'i, ne kahraman ne de kötü adamdır; karakterin kökenlerine sadıktır. Kaufman, baladlarda şöyle diyor:
"Krallar, soylular ve kilise gibi iktidar sahiplerine karşı duruşuna bakıldığında, o inanılmaz derecede yıkıcı bir figür. Ancak aynı zamanda, her baladda ya trajik bir sonla karşılaşıyor ya da kendi kusurlarının kurbanı oluyor."
Geçen yüzyılda, Robin Hood'a dair bu kadar karmaşık bakış açıları nadirdi. Sinema ekranında, Douglas Fairbanks'tan Kevin Costner ve Russell Crowe'a kadar pek çok oyuncu bu rolü canlandırmış ve neredeyse hepsi klişeleşmiş imajı takip etmişti.
Bu konuda dikkate değer bir istisna Robin and Marian (1976) filmiydi. Sean Connery, yaşlanan Robin'i canlandırıyor; Robin, on yıllar sonra artık bir manastır başrahibesi olan Marian (Audrey Hepburn) ile yeniden bir araya geliyor.
Bu Robin, efsanevi hikâyelerin gerçek olduğunu reddediyor ve hayatının sonuna gelmiş, düşüncelere dalmış bir haldedir. "Gördüğüm tüm ölümleri düşünmeden edemiyorum" diyor Marian'a ve neden böyle olduğunu merak ediyor.
Güç, kahramanlar ve hikâyelerinin nasıl anlatıldığına dair bu tür sorular, revizyonist bakış açılarını bu kadar güncel kılan unsurlar.
"Dünya, Orta Çağ'dakine benzer şekillerde gücü elinde topluyor" diyor Kaufman. "Onların düşünmek zorunda kaldığı bazı şeyler, bizim de bugün düşünmek zorunda kalacağımız şeyler."
Sarnoski, karakterlerinin hikâyeleri nasıl bir güç aracı olarak kullandıklarına dikkat çekiyor. "Robin, takipçilerini kendine çekmek için hikâyeleri bir silah ve şiddeti sürdürmenin bir yolu olarak kullandı" diyor ve ekliyor:
"Manastır başrahibesi ise hikâyeleri insanlara yardım etmek ve onları iyileştirmek için bir araç olarak kullanıyor."
Bu stratejiler bugün her yerde karşımıza çıkıyor. Sarnoski, "Şu anda sosyal medya, internet ve etrafımızda dönen her şey arasında anlatılara o kadar dalmış durumdayız ki... Hemen taraf tutmaya ve kabileciliğe kapılıp kahramanlar ve kötü adamlar yaratıyoruz; hayatın aslında var olduğu gri alanda yaşamayı reddediyoruz."
Robin Hood'un daha karanlık yeni versiyonları ne kadar heyecan verici olursa olsun, Disney'in yarattığı imajın yerini almaları pek olası değil.
"Kimse Robin Hood fantezisinin bozulmasını istemez" diyor Kaufman. "O, gerçek efsanenin ötesinde daha büyük bir şeyi temsil etmesi anlamında, Noel Baba gibi bir figür haline geldi."
Robin Hood'un Ölümü (The Death of Robin Hood), 19 Haziran'da Türkiye'de vizyona girdi.